1000Kitap Logosu
Psyche
TAKİP ET
Psyche
@Thewasteland
2064 okur puanı
10 Şub 2018 tarihinde katıldı.
516
Kitap
27
İnceleme
6,6bin
Alıntı
321
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Her mevsim içimden gelir geçersin Sen vefasız yolcu kalbim kalbim kalbim viran edersin Sen vefasız yolcu kalbim kalbim kalbim viran edersin Merhaba demeden elveda elveda elveda dersin Sen vefasız yolcu kalbim kalbim kalbim viran edersin
8
ŞEMSİYE
Büyük pencerenin önünde görünür görünmez saate bakıyorum hâlâ çıkmama vakit var. Şimdi iki saat kükreyen sesi dinle dinleyebilirsen. Her zamanki gibi tekmeleyerek açıyor kapıyı,  kocaman bir selam verip oturtuyor  keyiflice. Ofistekiyse küçük bir Faust. Gretchen kadar melun oturuyor, istemesem de dinliyorum. Türkiye'nin modern müteahhitlerine klasik mimariden bahsetmeme lüzum yok, çünkü kendi klasiklerini yarattılar. Üç artı bir yüz altmış metrekareyi geçsin artık diyorlar bir de ebeveyn banyosu yeterli değil misafir banyosu şart diye ekliyor küçük Faust. Kükreyense basıyor küfrü 'Tabi oğlum biri sıçarken öteki bakacak mı?' Ortam şenleniyor, harika bir espri yapıldı çünkü. Mephisto, kükreyen karşılık veriyor, Halit Ziya Caddesi'ni komple temizleyip yeni bina dikeceksin, demiri önceden alıp doları gözleyeceksin sonra sat iki katına, oh değme keyfine! Faust'un aklına yatıyor yeni proje, hadi çizelim bir şeyler deyip başlıyorlar kopyaya. Duvarda eski bir projenin örnek resmi var, etrafında koca koca ağaçlar, tam bir doğa içinde cennet imajı. Mephisto soruyor senin inşaatın orada var mı böyle ağaçlar?  Faust koltuğunda doğruluyor ne ağacı lan, diksin  satın alan canı isterse, bunlar göstermelik. Bu diyaloğun yaşandığı modern trajedide yapayalnızım, şahit olduğum yeni bir kıyım planından başka birşey değil. Sokakta hiç tanımadığım bir insanın gülümsemesi bile ısıtabilirken beni bu trajedide donuyorum. Yeniden saate bakıyorum artık kurtulma vaktim gelmiş hemen çantamı alıyorum, ben çıkıyorum diyorum usulca, el işareti yapıyor Mephisto,  Faust uçmuş çoktan. Dışarısı buz gibi,  bir an önce eve geçmek için durağa gidiyorum. Minibüs hemen geliyor şanslıyım bu gün Yol boyunca bir sanatçının eski bir albümünü dinleyip beynime yerleşen kükremeyi unutmayı istiyorum. Durağa yaklaştığımda albümün bitmesine daha çok var ama sokaktaki akşam sesleri beynimdeki seslerden daha iyidir deyip kulaklığı cebime atıyorum. Çarşambanın sesini hep seviyorum. Çarşamba pazar demek, balıkçıların sesi, diğer tezgahların seslerine karışıyor. Pazarda yer sahibi olanlar şanslı, tabii kira karşılığında. Bu devirde diyor Faust,  iğne ucu kadar yeri de parsellemeli. Boşluğa bir adım atınca silkelenip pazarcıların kirasını hesaplamayı bırakıyorum. Durağın yakınındaki yersizleri görüyorum sonra, birkaç Suriyeli  ve Afgan mülteci ve onlarca Roman kadını. Çarşamba pazarlarının çocukluğumdan beri sembolü olan kadınlar. Renkli şalvarları, barutlu dövmeleri, yaşlıların kınalı saçları, gençlerin kömür gibi saçlara evde attığı sarı balyajlar. Hepsi özgürce bağırıyor, kimilerini neredeyse tanıyorum.   Sakınmadan yakıyorlar sigaralarını, basıyorlar küfürlerini karışanları yok, karışanlarının çoğu hasipte diye kuruyorum. Ayaklarına bakıyorum düşmancasına, ayaklarında sadece terlik. Aralık ayının ortasında sadece terlik. Sonra çizmelerime bakıyorum, renginden sıkıldığım için kendime kızıyorum. Karşıdan gelen, pırasa sarkan arabalarını çeken kadınların ayaklarına bakıyorum sonra, hepsinde aynı tip su geçireceği belli olan lastik parçaları. Yüzlerinde küçük bir tebessüm seziyorum, adı çarşamba özgürlüğü diye düşünüyorum. Bir tek çarşamba için yeterde artar ayakkabıları, fazlası alışveriş torbalarını doldurmayacak. Pazardan kurtulup eve yaklaşınca yağmur bastırıyor birden çantamı açıyorum ve olmadığını farkediyorum, şemsiyem yok! Üstelik kapşonum da yok. Adımlarımı sıklaştırıp eve atıyorum kendimi, aklım şemsiyede. Yemekte annem neden ıslandın diye soruyor çaktırmıyorum, aman anne şemsiye taşımayı sevmiyorum çıkarmaya üşendim. Neyseki unutuluyor ıslaklık, kuruyor saçlarım, hemen odama kaçıyorum. Günlerdir elimden düşmeyen kitabın açık sayfasıyla bakışıyorum. Yarın yine yoğun bir gün olacak, istemediğim yüzleri görmek soğuktan bile kötü ama çalışmak gerek. Keşke Faust yerine Hyperion olsaydı ofiste diye düşünüyorum, o ağaçların sahtesini çizmezdi. Kitabı kırmamak için elimden bırakıp uyumaya hazırlanıyorum ve birden yine yağmur bastırıyor. Yağmuru çok seviyorum, keşke daha çok yağsa Büyük Menderes Havzası kurudu, Faust'un bundan haberi bile yok diye düşünüyorum. Sonra şemsiyem aklıma geliyor acaba nerede unuttum? Yağmur Türkiye'deki şehirciliğin sırrını yine ortaya çıkarıyor kaldırımlara kadar su taşmış. İzmaritler, yiyecek artıkları,  plastik poşetler suyla birlikte sürüklenip bulduğu dirseğe yerleşiyor. Duymak istediğim o demirli toprak kokusu yerine çürük bir ceset kokusu alıyorum, midem bulanıyor. Bankalar caddesini geçip dün uğradığım mağazaya giriyorum. Öğle arasında ıslak şemsiyemin döşemeleri kirletmemesi için herkes gibi ben de şemsiyemi girişteki kovaya koyduğumu düşünüyorum. Temzilik görevlilerinin günde yüz kere aynı yeri silmelerine engel olmak niyetim. İnsanlık yararına topluma hep uyuyorum zaten. Toplum gibi silinmeyen yerden dolaşıp mağazayı gezdiğimi hatırlıyorum. Ürünler çift etiketli sarı, siyah, indirim hayır  gizli zam,  beynim bulanıyor dışarı çıkıyorum. Evet tam böyle oluyor ve hemen yerleri silen kadına şemsiyemi soruyorum. Aman seninle uğraşamam der gibi bilmiyorum nerede bıraktıysan oradadır diyor. Burada diyorum tam burada. Arkasını dönüp cevap vermiyor. İçimden kesin beğenip kendi aldı diyorum, şemsiyem puantiyeliydi çok güzeldi kesin bulduğunu aldım sananlardan. Hakkımı savunma kudretim yine yok ayrılıyorum mağazadan dışarda yağmur devam ediyor. Yan taraftaki bijuteriye ısınmak için sığınıyorum. Bu rengarenk dünya hoşuma gidiyor ama görevlinin biri elime sepet tutuşturunca bir şeyler almam gerektiğini anlıyorum. Elimde sepet, küpeler, yüzükler, tokalar, ah ojeler! Oje standının başında sapsarı saçlarıyla Demeter'i andıran bir kadın kendine renk seçiyor. Ellerini inceliyorum ama bir anda elindeki ojeleri bırakıp çıkmaya yelteniyor. Sonra anlıyorum bir oje olmuş kaç lira... Arkasından ben de çıkıyorum ama onu gözden kaçırıyorum. Yağmur kesilmiş, suların getirdiği pisliğin içinde bir metal parlıyor. Puantiyelerin ayrıldığı bir metal. Koşarak bir adli tıp uzmanı gibi cesedi inceliyorum. Şemsiyem ölmüş. Mağazadaki kadın onu çalmamış. Şemsiyem paramparça halde yatarken dayanamayıp ağlıyorum. Hep ağlarım zaten başıma gelen her sorunu tek başıma ağlayarak çözerim. Bir an şemsiyeyi oradan alıp suya tutsam tamir edebilir miyim diye düşünüyorum. Yok artık o kadar da değil yeni bir şemsiye bakmalı deyip cesedi olduğu yerde bırakıyorum. Yeni bir şemsiye şu son zamlardan sonra kaç lira?  Şemsiyem çok güzeldi... Nasıl kıydılar ona.... Hıçkırık içinde uyanıyorum, çalar saatin çalmasına daha çok var. Silkelenip hazırlanıyorum. Kapşonlu montumu giyip erkenden yola çıkıyorum, hava durumu öğlen için yağmur gösteriyor şanslıyım. Hemen minübüse atlıyorum içerisi sigara dumanı. Şoför efkarlı, olsun şimdi bunun sırası değil doğru hedefe deyip koşa koşa mağazaya gidiyorum, daha açılmamış. Birkaç dakika sonra aynı görevli geliyor hemen derdimi  anlatıyorum.  Dur bakalım deyip kepengi kaldırıyor. İşte orada! Orada tüm yağmurunu unutmuş, sabaha kadar kurumuş her zamanki tatlılığıyla duruyor. Orada ve hiçbir yere gitmemiş, kimse çalmamış ve dokunmamış. Görevliden özür diliyorum,  niye ki deyip gülüyor. Sarılasım geliyor ona, bu devirde şemsiye almak kolay mı niye atalım ? İyisin hadi kimse kapmamış diyor ben yine teşekkür edip ayrılıyorum. Şemsiye masrafı yok. Aklım dünkü ojelere gidiyor ve yine giriyorum bijuteriye.  Dükkan dün bıraktığım gibi kalabalık. Rengarenk dünyaya sığınan onlarca kadın. Ojelerin önünde yine sarı saçlı kadını fark ediyorum. Bu kez selam veriyoruz birbirimize. Bana elindeki renkleri gösteriyor ben de çok beğendiğimi söylüyorum. Sonra yeniden birbirimize bakıyoruz ve gülümsüyoruz. Aynı suçu işleyenlerin birbirini tanıması gibi bir bakış fırlatıyor bana, çok pahalı yahu diyorum kikirdiyoruz. Sonra sanki beraber girmişiz, gibi beraber ayrılıyoruz dükkandan. Şemsiyem elimde, kükreme çok uzağımda. Vaktin varsa bir şeyler içelim mi diye soruyorum, yeşil çay? diyor. Evet yeşil çay, kesinlikle yeşil çay! #146342180
13
47