" Niçin yaşıyorum?" sorusuna yanıt bulamıyordum. Şurası açıktı ki kendi bildiğim şeyden başka hiçbir şey öğrenemiyordum. Kendi bildiğim de hiçbir şeyin bilinemeyeceğiydi.
Şimdi apaçık anlıyordum ki bir insanın yaşayabilmesi için ya sonsuzu görmemesi ya da varoluşun anlamına ilişkin sonlu olan ile sonsuz olanı birleştiren bir açıklamasının olması gerekiyordu.
" İyi ve kötü nedir?" sorusuna verecek yanıtımız olmaksızın hep bir ağızdan konuştuk. Birbirimizi dinlemedik. Bazen sonradan desteklenmek ve övülmek için birbirimizi destekledik ve övdük. Bazen birbirimize öfkelendik. Tıpkı bir tımarhane gibi.