Bazı babalar vardır;yanındadır ama uzaktır. Aynı evde nefes alınır, aynı sofraya oturulur ama kelimeler hiçbir zaman tam yerine ulaşmaz. Kimse bunu dışardan fark etmez. Çünkü eksik olan şey kavga değildir, bağırış değildir. Eksik olan, dokunamayan bir yakınlıktır. Çocukken baba güçlüdür. Her şeyi bilen, her şeyi çözen biri gibi durur. Ama zamanla anlaşılan başka bir şey olur:güçlü görünenin de sustukları vardır. Söylenmeyen sevgiler, gösterilmeyen şefkatler... Babalar susar, çocuk anlamaya çalışır. Anlayamadıkça içine atar. Bazı cümleler hiç kurulmaz. "Nasılsın" Sorusu sorulmaz mesela. Başarılar fark edilir ama duygular edilmez. Hata yapıldığında sessizlik ağırlaşır, doğrular yapıldığında sessizlik yine yerindedir. İnsan neye sevineceğini, neye üzüleceğini bile karıştırır. Çünkü onay da eksiklikde aynı Suskunlukta verilir. Kimse bilmez bunu. Dışardan bakıldığında her şey normaldir. Baba vardır, ev vardır, düzen vardır, ama içte bir boşluk dolaşır. İnsan büyüdükçe, babayla arasındaki o görünmez mesafeyi fark eder. Ne tamamen kopuktur ne de gerçekten yakındır. Arada bir yerde durur. En zor olan da şudur: babayı suçlayamazsın. Çünkü onun da sevme şekli budur belki. O da kendi babasından böyle görmüştür . O da duygularını içine gömmeyi öğrenmiştir. Ama bunu bilmek, eksik olan şeyi tamamlamaz. Sadece sessizce kabullenmeyi öğretir. Yıllar geçer. İnsan artık bazı şeyleri babadan beklemez. Kendi kendine öğrenir güçlü olmayı, kendi kendine teselli etmeyi. Ama içte bir çocuk hala durur;bir gün sorulacak bir hal, bir gün söylenecek bir "aferin" Bekleyen...
Ve bu kimsenin bilmediği bir gerçektir. Bazı yaralar yokluktan değil, var olup dokunamamaktan oluşur. Baba yanındadır ama kalbine ulaşamamıştır. İşte bu mesafe, en sessiz ve en derin izlerden birini bırakır....🫶