Hani sen incir ağaçları çiçek açınca
sevmeyi vazgeçip gidecektin…
Söylesene,
incir ağaçları çiçek mi açtı?
Bu soru, bir cevap beklemek için sorulmadı hiç.
Bu soru, içimde zamanla derinleşen bir boşluğun ağzıydı.
Soruyu her tekrarladığımda, sesim değil;
içimdeki bekleyiş konuştu.
Ben seni beklerken, günleri saymadım.
Gün saymak, gidecek olana yakışırdı.
Ben kalanlardan oldum.
Kalanlar zamanı ölçmez;
zaman onların içinden geçer.
İncir ağaçları oradaydı.
Her zamanki gibi suskun.
Ne vaat eder gibi, ne inkâr eder gibi.
Sadece duruyorlardı.
Ben onlara bakarken, aslında kendime bakıyordum:
Ne kadar sabırlı,
ne kadar sessiz,
ne kadar vazgeçmeye yakın olduğuma…
Çünkü sen o cümleyi kurduğunda
bir şart koymadın sadece.
Bir kader bıraktın avuçlarıma.
“Olmayacak bir şey olursa” dedin.
Ve ben, olmayacak bir şeyin
olmasını bekleyen insan oldum.
İnsan böyle böyle eksiliyor işte.
Bir mucize beklerken,
kendinden vazgeçerek.