Onları her şeyden yoksun bırakan yoksulluk dayanılır gibi değildi; tüketiyordu her ikisini de. Bu aç kalıyorlar demek değildi; ama her kuruşun tek tek sayılması, yeni giysilerin unutulması, eğlencenin bir yana atılması, tatillerin hiç gelmeyecek bir geleceğe ertelenmesi demekti. Çok küçük bir harcama yapma olanağı veren ve demir bir yumruk gibi kafaya vuran, borçların ağırlığını vicdan azabı gibi sürekli hissetiren yoksulluk, açlığın kendisinden daha beter bir şeydi.
Eser 1800'lerin son çeyreğinde Japonya'da geçiyor. Meiji Dönemi olarak adlandırılan ve ülkede çağdaşlaşmanın, yeniliklerin ilk yaşandığı bir dönemde geçen bir aşk hikayesi ya da daha doğru ifadeyle tam olarak yarım kalan bir aşk macerasının hikayesi...
Yazarın üslubu samimi geldi bana, nedenini okuyunca siz de anlayacaksınız. Akıcı bir kitaptı aynı zamanda.
Arka planda Japon kültürünün, mitlerinin, yaşam tarzınının konumlandığı bu eserin çevirmeni gayet başarılıydı diye düşünüyorum, dipnotlarla metni zenginleştirmişti adeta. Ona da teşekkür etmek lazım.
Olayların işlenişi, kurgu vb. etkenler fena değildi, gerçekçi tarafı da güçlüydü kitabın. Kitapla ilgili olumsuz eleştiri yapabileceğim tek şey yarım kalmış, ucu açık bırakılmış gibi kalan sonuydu. Yazar neden böyle bir final seçmiş anlamadım. Tamam tabii ki hayatta her zaman her şey nihayete ermez, bazı şeyler yarım kalır falan ama keşke bu hikaye burada bitmeyip biraz daha ilerleseymiş demekten de alamıyorum kendimi.
Yukarıda bahsettiğim olumsuz sayılabilecek durum dışında, beklentiyi yüksek tutmadan okunabilecek ama kötü de olmayan 'tadında' bırakılmış bir eser. Japon Klasikleri'ne başlamak için ideal bir kitap, tavsiye edebilirim.