Güzellik oldu mu herşey bağışlanır, kabalık bile. Zeka ise sanki koşulların uygun bir telafisi değil gibidir, doğanın en yoksul çocuklarına sunduğu bir dengeleyici olarak görülemez, daha ziyade gereksiz bir oyuncaktır, mücevherin değerini yükseltir. Çirkinlik ise zaten daima suçludur ve ben bu trajik yazgıya, hiç aptal olmadığım için daha fazla acı çekerek mahkumdum.
Hiçbir şeyden zevk almamam hiçliğe yakın bir duyguydu. Hiçbir şey bana hitap etmiyordu, hiçbir şey beni uyandırmıyordu. Gizemli dalgalara kapılıp sallanan dermansız ve değersiz bir şey olan ben, bu duruma son verme arzusu bile duymuyordum.
Şunu da belirtmeliyim ki, insan ölmeyi tasarladı diye, çürümüş bir sebze gibi sürünerek yaşamak zorunda değildir. Hatta tam tersine. Önemli olan ölmek değil, kaç yaşında öldüğü hiç değil, ölürken ne yapmakta olduğudur.
Acı çekmeyi hiç istemiyorum. Gerçekten de acı çekmekten nefret ederim. İnsan ölme kararı aldığında, ölümü doğal gördüğünden yapar, dolayısıyla sakin olmalıdır ölüm. Ölmek, nazikçe geçiş olmalı, dinginliğe doğru pamuklar üzerinde bir kayış. Dördüncü kat penceresinden kendini atarak intihar eden ya da çamaşır suyunu mideye indirerek, hatta kendini asarak intihar eden insanlar var! Saçma bunlar! Hatta bence müstehcen. Acı çekmekten kurtulmak için değilse, ölüm neye yarar?