Doğuya öykünmek ile batıya öykünmek arasında nitelik olarak fark yoktur. Temel sorun, özgün bir kültür yaratıp yaratamamış olmamızdadır.
Doğu taklitçileri arabesk ise Batı taklitçileri de Eurobesk'tir.
Türk toplumunun Tanrı Jonus gibi iki yüzü var.
Biri batıya biri doğuya dönük. Biz hem ikisiyiz hem de hiçbiri. Bu iki güçlü yüz arasında kendi yüzümüz gittikçe silikleşiyor
Kendimiz olmaktan, yerli olmaktan ödümüz kopuyor. Caz dinlediğimiz zaman kendimizi yücelmiş hissediyoruz, blues dinlediğimiz zaman da öyle, ama türküler bizi utandırıyor. Bob Dylan ile Aşık Veysel'in aynı sözleri söylediğini anlayamıyoruz.
Oysa hiçbir 'başarı', küçük bir kız çocuğunun gülüşündeki mutluluğu yaratamaz
Hiçbir 'ün', baharın ilk günlerinde omzunuzu ısıtan güneş kadar değerli değildir
Belli bir yaşta insanın kendini kanıtlama çabası, kendini anlama çabasına dönüşmelidir.
Ne var ki bazıları yaşlanır ama olgunlaşamazlar; ömürlerinin sonuna kadar başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğü en önemli konu olarak kalır. Beğenilmek, sevilmek ister ve bütün güçleriyle bunu sağlamak için uğraşırlar.
Bazıları da belli bir olgunluğa erişince, kendilerini beğendirmeye çalışmaktan vazgeçer ve dünyayı daha rahat bir gözle seyretmeye başlar. Bu aşamada kişinin "nasıl göründüğü" sorusu önemini kaybeder; bunun yerine kendisinin 'dünyayı ve insanları nasıl gördüğü ' öne çıkar. Değeri ölçülmeye çalışılan kişiden, değer ölçmeye geçiş aşamasıdır bu. O kişi artık yarışta
değil, jüridedir.
Altın değil, sarraftır.
Aktör degil, yönetmendir.
Karatı ölçülen taş değil, kuyumcudur."