Hz. Hûd (A.S.), Allah tarafından Âd kavmine gönderilen bir peygamberdir. Âd kavmi, güçleri, uzun boyları, sağlam bedenleri ve yaptıkları büyük yapılarla tanınan bir toplumdu. Sahip oldukları bu güç ve zenginlik, onları kibirli hâle getirmişti. Allah’ı unutmuşlar, putlara tapmaya başlamışlar ve zulmü yaymışlardı. Kendilerinden önce helâk edilen kavimlerden ders almıyor, güçlerinin kendilerini her türlü azaptan koruyacağını sanıyorlardı.
Hz. Hûd, kavmini Allah’ın birliğine iman etmeye çağırdı. Onlara, “Ben sizin için güvenilir bir peygamberim, Allah’tan korkun ve bana uyun” diyerek nasihat etti. Allah’ın kendilerine verdiği nimetleri hatırlattı; bahçeleri, hayvanları, güçlü bedenleri ve rahat hayatları olduğunu söyledi. Eğer iman ederlerse Allah’ın nimetlerini artıracağını, aksi hâlde azapla karşılaşacaklarını bildirdi.
Ancak Âd kavmi, Hz. Hûd’un bu uyarılarını kabul etmedi. Onu yalancılıkla suçladılar, aklını kaybettiğini söylediler ve putlarını terk etmeyeceklerini açıkça dile getirdiler. “Bizden daha güçlü kim var?” diyerek kibirlendiler. Hz. Hûd ise sabırla tebliğine devam etti ve onların tehditlerinden korkmadı. O, yalnızca Allah’a güvendiğini ve O’na teslim olduğunu söyledi.
Allah, inkârlarında ısrar eden Âd kavmini önce uzun süreli bir kuraklık ile uyardı. Yağmurlar kesildi, toprak verimsizleşti, sıkıntılar arttı. Buna rağmen kavim yine iman etmedi. Bir süre sonra gökyüzünde büyük, kara bulutlar belirdi. Âd kavmi bu bulutları rahmet ve yağmur sandı. Oysa bu bulutlar, Allah’ın azabını taşıyordu.
Allah, günlerce ve gecelerce süren şiddetli, soğuk ve yıkıcı bir rüzgâr gönderdi. Bu rüzgâr, inkâr edenleri yerle bir etti; güçlü bedenleri ve sağlam sandıkları evleri onları kurtaramadı. Âd kavmi tamamen helâk oldu. Hz. Hûd ve ona iman eden az sayıdaki mümin ise Allah’ın