İnsan iki uca gerilmiş bir varlık. Bir yandan içine doğduğumuz toplumun kodlarına sıkı sıkıya sarılmış durumdayız. Kültürün veya toplumun yarattığı sistemin, algoritmanın gölgesi altındayız. Diğer yandan çelişkili olsa da kendimizden başka yöne bakmaya tahammülümüz de yok. Konuşuyoruz, yazıyoruz, anlatıyoruz ama hep kendimizi. Kendi zihinsel haritamızda yaşamaktan ibaretiz. Egolarımızı egosuz görünmek için eğitmişiz ve imajlar dünyasına hapsettik benliğimizi. Alametifarikamız kurgusal ben'i varlığın derinlikli bir biçimi gibi sunmaktır. İçeriden ve dışarıdan daraltılmış benliğin kendi ferdiyetine, özgürlüğüne ulaşması da beklenemez. Erişilemez duruma duşürdüğümüz benliği sahte momentum aşılamalarıyla bir yere ulaştıramayız. Başkalarından oluşan koro yerine yaratıcı yalnızlığın bize bakan sessizliğine, acının gerçek ve derin temaslarına, öznenin yani kendimizin eksiklikleriyle yüzleşme olanaklarına kucak açmak gerekir. Toplumsal ilişkileri ketlemeden ancak onu ne azılı düşman konumuna düşürüp ne de kendi boşluğumuzun yankısı haline getirmeden sürdürmenin yolunu bulmaktır amaç. Şu hayatı neden sürdürüyoruz sorusuna yanıt ve bunun içselleştirilmiş bağı için, yalnızlığın hangi doruğunda niye durduğumuz anlamak için ufuk açıcı olabilir bu metin.