Bugün sevdiğimizden yarın nefret ediyoruz; bugün peşinden koştuğumuzda yarın köşe bucak kaçıyoruz; bugün arzuladığımızdan yarın korkuyor, hatta düşüncesi karşısında bile tir tir titriyoruz. Bu durum, olabilecek en canlı biçimiyle bende doğrulamıştı işte; tek derdimi insan toplumundan uzaklaştırılmak, bir başına kalmak, uçsuz bucaksız okyanusun içinde hapsolmak, insanoğluyla ilişkisi kesilmiş ve sessiz yaşam diyebileceğim bir hüküm giymek sayıyordum.
Nitekim zıddıyla gözümüze sokulmadan içinde bulunduğumuz gerçek durumu asla göremiyor, hep fazlasını istemekten sahip olduğumuzun değerini bilmeyi beceremiyoruz!
Azıcık derinlemesine düşündüğümde, olayların doğası ve onlardan çıkardığım deneyimler, tek sözcükle bana bu dünyadaki bütün iyi şeylerin ihtiyaçlarımız dışında bir işe yaramadığını ve başkalarına vermek için ne kadar istiflersek istifleyelim, yalnızca kullanabildiğimiz kadarının keyfini sürebildiğimizi gösteriyordu, daha fazlasının değil.