"Anlamıyor musun? Birinin, bir başkasını sonsuza dek koruyabilmesi imkânsızdır da ondan. Şimdi bak, diyelim seninle evlendik sen gündüzleri çalışıyorsun. İşyerindeyken ya da iş gezisine çıktığında beni kim koruyacak? Hayatının her alanında sana yapışıp kalacak mıyım? Bu nasıl bir ilişki olurdu? Eninde sonunda benden bıkarsın, inan bana. Yaşamın hakkında kendine sorular sorarsın. Hayattaki tek, işinin sadece ve sadece bana dadılık etmek olup olmadığını sorarsın kendi kendine. Bunu kabul edemem ben. Üstelik bu durumda, sorunlarım çözülmüş de olmaz."
Naoko durdu. Bende durdum. Ellerini omuzlarıma koyup gözlerimin içine baktı. Gözbebeklerimin derinliklerinde yoğun kara bir sıvı, acayip girdaplar yapıyordu. O büyüleyici gözleriyle uzun uzun, içimi seyretti. Sonra uzanarak yanağını hafifçe yanağıma sürttü. Bir an kalbim durmuş gibi oldu. Öylesine olağanüstü ve sıcacık bir hareketti bu.
İşte bunun için yazıyorum bu kitabı. Düşünmek için. Anlamak için. Ben böyleyim. Olayları tam olarak kavradığımı hissedebilmek için, sözcüklere dökmek zorundayım...
Bizi düşünüyordum ve sonra gene kendimi. Gördüğüm, hissettiğim ya da düşündüğüm her şeyin bumerang gibi dönüp dolaşıp bana döndüğü yaştaydım. En kötüsü aşıktım da. Ve bu aşk karmaşa doluydu.