“O günkü topluluğumuzda, dediğim o bağnaz kadın, Betüş gibi adı kötüye çıkmış bir kadınla birlikte bulunmaktan çok tedirgin görünüyor, bunu da oradakilere açıkça belli ediyordu. Betüş de anlıyordu bunu ama hiç aldırmaz görünüyordu. Betüş, çocuğu sevmeye başladı:
— Aman ne şirin, ne güzel bebek bu. . Güzel gözlerini annesinden almış, kulakları babasından. . Ya burnu? Onu da Yalçın’ dan almış. .
Yalçın, kutsal üçgeni yapan aile dostu oğlan. . Betüş bunu söyler söylemez, orda bir kahkaha koptu. Betüş'ü küçümseyen çocuğun annesi de domates gibi kızardı. Soğuk havayı gidermek için ordaki hanımlardan biri, çocuğun çok canlı, sağlıklı olduğunu söyleyince Betüş hemen,
— Aa, elbette sağlam olur, şirket malı ayol, bir kişinin gayreti başka, elbirliğiyle olan çocuk başka. . dedi.
Siz bu şakaları kaba, bulabilirsiniz. Ama Be-tüş'e yapılan kabalığın yanında hiçti. Pek hoşuna gitti.”
“İnsanları tanıdıkça hayvanları daha çok seviyorum» diyen Tatlı Betüş, kedi, köpek, papağan, kanarya, akvaryum balıklan gibi hayvanlarla dolu olan apartımanmda tekbaşına yaşarken, kendi deyişiyle, insanların arasındayken bulamadığı mutluluğu hayvanlar arasında bulmaktadır.”