Her ne kadar şair, "Çocukluk güzün dökülen yapraklar gibi" dese de aslında zamanın önünde savrulup giden anılarımızdır. Birden göçüp giderken anılarımızı ve bizi de beraberinde götüren annelerimiz, babalarımızdır. Eğer bir de geç farketmişseniz ancak pencerelerle, duvarlarla konuşursunuz. O zaman kıymetlenir o iki hecelik ömür.
Gidenler bir sele kapılmış gibi fark etmeseler de geride kalanlar selin kıyısından hengâmeyi seyreden, daha bir fark edenler gibidir. Gidenler geriye bir döner, iki döner sonra yoluna bakar. Geride kalanlar ise gidenlerin ardından bakar, bakar, bakarlar...
Kitabı okuduktan sonra duaya farklı bir açıdan bakıyorsunuz. Dinimiz gereği dua eden insanlarız, ama bazen bu eylem ne yazık ki sıradan geliyor bize. Eğer yapacağımız bir şey kalmadıysa umutsuzca "işimiz duaya kaldı" diyebiliyoruz. Halbuki her zaman ve her şey için dua edebiliriz, etmeliyiz de. Çünkü dua bizim çıkış kapımız, içimizi serinleten bir yol; Rabbimizle dertleşme atmosferini yaratan bir süreçtir.
Amerika'da yapılmış birçok araştırmaya göre dua okunan hastalar, dua okunmayan hastalara göre daha çabuk iyileşiyor. Duanın gücünü bilim bile kabul etti. Bizim ise zaten dualarımız vardı: Şu an ihtiyacımız olan şey duanın gücünü bilmek ve o inançla dua etmek.
Düşüncelerimiz olayların gidişatını etkiliyor. Hatta vücudumuzu, sağlığımızı bile etkiliyor. Bu nedenle negatif değil, pozitif düşünmeliyiz. İnsan etkilenen ve etkileyen bir varlıktır çünkü. Yazar bunlardan bahsederken negatif düşünmeyi tamamen bırakın demiyor. Bilakis kendimizi en kötü âna da alıştırmamız gerektiğini söylüyor. Böylece dengede kalarak en doğrusunu yapmış oluruz. Dengenin hayatımızın her konusunda olması gerektiğini vurguluyor. Dualı ve dengeli kalmanız dileğiyle.
Daima dualarla problemin üzerine gidin. Dualar, hayat labirentlerinden sizi çıkaran doğru işaretlerdir. Onu takip ettiğiniz sürece, bütün labirentlerde kolaylıkla kurtulursunuz.