Eğer Türkiye bu güne kadar millî birlik meselesinin acılarını çekmiş ve halen çekiyor ise Kürtlerin ve Alevilerin kimliklerinin inkârı yüzünden değil Kürt ve Alevi olmayanların ne oldukları suali yüzünden çekmiş ve çekmektedir.
Akıldan çıkarılmasın ki, büyük şair Mehmet Akif'in yaşadığı hayat zamanına mahsus ilerlemeci, gelişmeci ideologiye sıkı sıkıya bağlı bir hayat idi. Şairimiz Japonların kalkınmış olmalarına "Bir kelime-i tevhitleri eksik!" diyecek kadar hayranlıkla bakıyordu.
Şiirin kim olduğuna bakmadan şiire hayranlık duymak züppelerin işidir. Şiirin kendini yazdırdığını fark etmeyenin şiir kimliğinden haberdar olmasını beklemeyelim.
Şiir yolunda belli bir mesafeyi kat ettiğim günlerin birinde Cemal Süreya'dan şu sözleri işittiğimi hatırlıyorum: "Ben şiir yazmağa gazetelerden birinde sütun sahibi olurum ümidiyle başladım. Zira benim yetişme çağlarımda gazete yazarlarının hepsi edebiyat alanında kendini ispat etmiş kişilerdi. Daha doğrusu edebî başarısı olmayana gazeteler yer vermiyordu." Bu sözlere şunları ilave etmeği ihmal etmemişti Cemal Süreya: "Elbette, gözüm şiir yoluna alıştıktan, şiiri tanıdıktan sonra bu anlayışı terk ettim. Düzyazıya şiirin yanında bir üstünlük tanıyor değilim."