Kur'an'ı Kerîm'de okudum, okuyorum da. Roman, hikaye de okurum, belirli aralıklarla. İlmihal, hadis kitapları karıştırırım sık sık. Şiir ile aram eskisi gibi olmasa da kopmuş değil. İslam büyüklerinin kitapları, menkıbeler, akaid kitapları da okurum. Yer yer siyasi, biyografi tarihi kitaplar da okurum. Kısacası aklımın yettiği her türü okurum.
Ne mübarek Mushaf-ı Şerif'i okudum diye çok dindar oldum, ne Nazım'ı, Dostoyevski'yi okudum diye komünist. Tarih kitapları okudum diye tarihçi kesilmedim milletin başına, siyasi kitaplarda okuma yapmak için illa kendi "görüşüm olsun" demedim.
Okuduğum bütün kitapları laf olsun, torba dolsun diye okumadım. Kapağı kapatınca düşündüm hep. Bana yararını, kattıklarını düşündüm. Hala bu minvalde okurum. Belki az, ama öz.
Demem o ki, aklı kıt olan insan okuduğun kitaptan bile yaftalar seni. Onun fikri sabittir, değişmez. Dini paylaşım yaparsın, yargılar. Roman-hikaye-şiir paylaşırsın, önceki paylaştıklarına laf eder. Ne yapsan memnun olmaz, olmayacaktır da. Gelişime, değişim ve dönüşüme, kısacası hakikate kör ve sağırdır.
Siz her türden bol bol okuyun. Okuduğunuzu anlama yolunu tutun. Araştırın. Fikri sabit, görüşü sabit olmayın. Gelişim böyle başlar ve sürer.
"Konstantinapolis mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan; o fetheden ordu ne güzel ordudur."
Selam Olsun O Güzel Komutana !
Selam Olsun O Güzel Orduya !
29 Mayıs 1453 İstanbul’un Fethi Kutlu Olsun!
Bizans'ın düşmesi Vatikan ve Hristiyan dünyası tarafından hiçbir zaman sineye çekilmemiş ve hazmedilememiştir. Öyle ki, Balkan Savaşı sonrası kral olan kişiye bile 12. Kostantinos ünvanı verilmiştir. 11. Kostantin son Bizans İmparatoru'nun ünvanıydı. 29 Mayıs 1453'te ölmüştü. Aradan geçen 459 yıl, 7 ay, 10 gün sonra Yunanistan'ın başına geçen kralın bu ünvanı alması tarihi bilinçaltını göstermesi bakımından ilginçtir.