Konferans bittikten sonra yolda yürürken ‘‘İşte her birimiz birer kahraman değil miyiz? Birimiz yumurtacı, birimiz ayakkabıcı, birimiz demirci, sense şekerleme ve kurabiye satıcısısın. Bizler nasıl birer Robinson olabiliriz ki?’’ diyerek gülüşüyorlardı.
O an ilham gelen bir şair gibi konuşmaya başladım: ‘‘Niye olmasın arkadaşlar? Ben kurabiye ve şekerleme satıyorum ve bu benim kendi işimde bir Robinson olmama engel değil. Sadece ballı çörekler satmakla kalmam, aynı zamanda ülkede arıcılığı da ilerletebilirim. İşi ilerletip tatlı kurabiyeleri sadece özel günlerde yenen ve zenginlere mahsus bir lüks olmaktan çıkarıp yoksulların bile rahatlıkla alabileceği bir ürün haline getireceğim. Ben kararımı verdim arkadaşlar; bu ülkenin tatlı kralı olacağım.’
Sadece Kabil meydan okurcasına ayakta durmaktadır. Habil’i, kız kardeşlerini ve anne babasını azarlamaya başlar: “Küçük, zavallı solucanlar, siz sadece korkudan titremesini ve
yerlerde sürünmesini bilirsiniz. Korkunun çocuklarısınız ve dini bir korku, titreme, şikâyet ve devamlı bir şeyler isteme olarak algılıyorsunuz. Eğer ruhen Tanrı’nın gerçek çocukları olsanız, hepiniz hayatın yaratıcısı olur ve yükselirdiniz. Şu an yaptığınız gibi yerlerde sürünmez, başınızı yere eğmezdiniz.”
” Kabil, kültürün hâkim olduğu bir
dünya düşlemektedir. Kendisini güçlü, gururlu ve
yenilmez hisseder; doğaya meydan okumaya başlar.
Hayatın daha yüksek uygarlık düzeyine erişmek
için verilen sürekli bir mücadele olduğu düşünce
sini benimser. Bu mücadele doğanın sert yüzü ve
kendindeki kaba ihtiraslara karşı verilen bir savaş
tır. Tanrı inancı ve dinin temelinde korku ve kölece
bir itaatin mi yoksa aydınlık ve yaratıcı bir gücün
mü olduğu konusunda yaptıkları ateşli bir tartışma
sırasında Kabil kendini kaybeder ve kardeşini öl
dürür. Kardeşini öldürmesi karşısında dehşete dü
şerken, kültür ve uygarlık için verilen mücadelenin
çok yönlü olması gerektiğini düşünür. Bu sonsuz
mücadele, kültürle insanın cahilliğine karşı aralıksız
devam eden bir savaştır..."
İnsanlar hiçbir şey için eğilmemeli, yerlere kapanmamalıdırlar. Yaşam denilen şey, sürekli bir kültürel gelişim ve yaratıcılık, içsel ve dışsal güçlere karşı verilen daimi mücadeledir.
Spor yapın, yüzmeyi, güreş yapmayı, uzun ve
yüksek atlamayı öğrenin. Toplum içinde düzgün
davranın, size faydalı olacak kitapları okuyunuz.
Okuduklarınız ve dinledikleriniz hafızanızda yer
edinsin.”