Günün birinde bir derviş, nehrin kenarında yürürken suya düşmüş çırpınan bir akrep görür. Akrep suyun akıntısına kapılmış, boğulmak üzeredir. Derviş, hiç düşünmeden elini uzatır ve akrebi sudan çıkarmaya çalışır. Fakat akrep, can havliyle dervişi sokar. Derviş acı içinde elini geri çeker.
Çevredeki insanlar hemen seslenir:
“Derviş, bırak! O akrep seni sokar, kıymet mi var? Kendi tabiatı bu!”
Derviş ise biraz dinlendikten sonra yeniden akrebi kurtarmaya koyulur. Bu kez akrep yine aynı refleksle dervişi sokar. Halk daha da kızar:
“Gördün mü? Yine soktu! Niçin uğraşıyorsun? Bırak ölsün, sana ne!”
Derviş sakin bir şekilde gülümser:
“Akrebin tabiatı sokmaktır.” der.
“Benim tabiatım ise kurtarmaktır. O kendi tabiatından vazgeçmedi diye ben kendi tabiatımdan mı vazgeçeyim?”
Bu sözler üzerine halk susar. Derviş, yanındaki bir dal parçasını kullanarak akrebi incitmeden sudan çıkarır ve güvenli bir yere bırakır.
Sonra arkasını döner ve ekler:
“İyilik, iyiliği hak edene değil; iyiliğin kendisine inanılan için yapılır.”