1983 yılında Norveç toplumu... Oslo'nun kuzeyinde bir uydukent... Baş karakter mimar ve bürokrat, toplu konut planlama müdürü, sosyal demokrat Arne Gunnar Larsen eşini ve çocuklarını, kültürlü ve eğitimli çevresini terk eder ve bir zamanlar tasarladığı (kısmen kendi tasarladığı) uydukente taşınır. A. G. hayatının doruk noktasındadır, geçmişiyle arasındaki bütün köprüleri attığını hisseder ama hâlâ kendisidir. 17 yıl sonra devrimci, komünist bir yazar olan çocukluk arkadaşı ile iletişime geçer. Hikâyeye konu olacak olayları yazara ayrıntılı bir biçimde anlatır. Ama yazarın deyimiyle, yazarın bu hikâyeyi anlatma nedeni meçhul. Okuyucunun, olay ile ilgili iz sürmeye çalışanların bir iz bulamayacağını; anlatılanlar arasında bağlantı kurmaya çalışanların yazarın açıklamalarından tatmin olmayacaklarını söylemektedir. Hikâyede sonlara doğru beklenmedik gelişmeler oluyor ve daha sürükleyici bir hâl alıyor.
Yazarın Norveç'e özgü olduğunu düşündüğü, başarı kazanmış iktidar sahiplerinin yanlış sosyal tabakaya ait olmaktan duyduğu memnuniyetsizliği vurguladığı ve A. G.'nin duyduğu soyut ve politik eve dönüş özlemi kavramı, gizli arzular var. Kendi kalp atışlarını duyabilmek, var olduğunu bilmek istediği için mi, kendi benliğiyle yakın temas kurabilmek için mi, n'için yeni bir hayat seçmişti? Tuhaf bir yokluk hâli, A. G.'ye hikâye boyunca neler yaptıramıyor ya da neler yaptırıyor? Yeni hayatındaki yalnızlığı, bu entelektüel erkeğin modern toplumdaki yeri ve varoluşun içinde anonimleşme arzusu, erkekler arasındaki yazılı olmayan ortaklık, kayırmacılık meseleleri nasıl bir melodrama dönüşüyor? Akıl almaz olan neydi? Yazar, anlaşılması imkânsız olanı anlaşılır şekilde tarif etmeye nasıl girişiyor? Bu kara romanda, sosyal gerçeklik romanında yazar bunları, kendini de anlatıya katarak