ah ne inatçıdır aşk - hatta hayalimizde büyüttüğümüz ama yüreğimizde asla köklenmese de aşka pek benzeyen herhangi bir duygu - sisler, puslar arasında kaybolup gitmeye mahkum olduğu an gelip çatıncaya kadar nasıl da ayak diret, inadından vazgeçmeden…
olanaksızlıklar ortadan kalkıp da düşlerin puslu özleri elle tutulur bir gerçekliğe dönüştüğünde, keyiften ya da acıdan çıldıracağımız yerde, kendimizi sakin ve hatta pek soğukkanlı halde bulmamız sıklıkla rastlanan bir şey değil midir?