En çok canını sıkan bu özlemdi, en çok kızdıran da bunun tesadüfi, bütünüyle zahiri görünmesiydi; hissediliyordu. Kimi zaman burnunuzun dibindeki, bir iş üzerinde yahut ateşli bir konuşmada epeydir fark etmediğiniz, bununla birlikte öfkelendiğiniz bir varlık ya da nesne gibi dikiliyordu bu da; hani en nihayet öteye atmayı akıl edersiniz ya bu işe yaramaz, çoğu zaman da anlamsız ve gülünç, başka bir yerde unutulmuş şeyi, yere düşmüş bir mendili, rafına kaldırılmamış bir kitabı, buna benzer şeyleri. Öyle işte.
Zira insan varlığının sırrı sadece yaşamakta değildir, ne için yaşadığındadır. Ne için yaşadığına dair kesin bir fikri olmadığında, insan yaşamayı kabul etmez ve etrafı ekmekle dolu olsa bile, yeryüzünde kalmaktansa yok eder kendini çok geçmeden.