Soruyordum, soruyordum, soruyordum ama hiçbir soru yetmiyordu. Çünkü ne Mesude'nin dünyanın en olağan gerçeğiymiş gibi söyleyiverdiği '' Tabii dünyada her şeyin karşılıklı'' olması gerektiği meselesini anlamıştım ne de bitmeyen soruların ancak aşkla mümkün olduğunu!
Gözlerinde, yüzünde o güne kadar hiç karşılaşmadığım, bana yabancı gelen, adlandıramadığım, fakat buna rağmen içimi ferahlatan dupduru, berrak, apaçık bir ifade vardı. Sanki kurmayı bir türlü beceremediğim dolambaçlı bir cümleden çıkmıştım.