Ben o yalnızlığı sevdiğimde, içimde bir rüzgar sesi vardı. Bir ıslık, kış dumanlarına, mektuplara, komprantman işlerine, toprak yola, sabahın alacasına sinmiş bir ıslık, nereye gitsem, kışkırtan güzelliğiyle peşim sıra gelirdi. Kimdi o ıslığın sahibi? O boynu incelten yürüyüş; yaprakları neşelendiren şarkı; akıl çelen arsızlık! Insan dönüp bir yola bakınca hemen görürdü, bir başka yanlızlığın ayağından geriye kalan tozu. Sonra terzilerini gönderdi zaman; bütün yırtık yollar bir bir dikildi, boşluğa renkli kumaşlar giydirildi. Mesafelere öyle sağlam düğümler atıldı ki, yer kalmadı bir kulaktan öbürüne uçup giden çığlığa. Geni yanlızlık cağı böyle başladı...
Ben o kızı sevdiğimde, içimde bir flüt sesi vardı. Bir utangaçlık, kapı kollarına, halıların nakışlarına, kurşun kalemlere, parmaklara, aralanan perdelere sinmiş bir utangaçlık, nereye gitsem, öldüren güzelliğiyle peşim sıra gelirdi. Kimdi o utangaçlığın asıl sahibi? O kuşları tereddütte bırakan heves; yanağa biriken sıcaklık ; uykulara hücum eden rüya! Insan dönüp bir bahçeye bakınca hemen görürdü, yan yana duran iki vişnenin nasıl titrediğini. Sonra ayartıcılarını gönderdi zaman, kırık kalplerin üstü bir bir kapatıldı, gülüşlere yeni bir ağız yapıldı. Yüzdeki yaralar maharetle temizlendi resimlerden. Yeni ayrılık çağı böyle başladı...
Ben o ülkeyi sevdiğimde, içimde bir siren sesi vardı. Bir korku, sokak aralarına, kapı tokmaklarına, caddelere, ayakkabı bağcıklarına ve gömlek düğmelerine sinmiş bir korku, nereye gitsem, tehlikeli güzelliğiyle peşim sıra gelirdi. Kimdi o korkunun sahibi? O sokaklarda tankları yürüten miğfer; evlerde terini silen şamar, okullarda, Ince beyaz yakaya siyah önlükleri yakaştıran kudret! Insan biraz boşluğa dikkat kesilse hemen duyardı taze bir hıçkıngın gökteki yankısını. Ve her yerdeydi bu yankı. Sonra sıvacılarını gönderdi zaman, kırık tuğlaların üstü bir bir kapatıldı, şehirlere yeni bir yüz yapıldı, vitrinler ışıklandırıldı. Hıçkınkların izi silindi özenle . Yeni korku çağı böyle başladı...