Tuğçe

Aradan yıllar değil yüz yıllar geçse bile üzerinizden atamayacağınız hisler vardı ama bir kez sil­kelediğinde onun aslında kıyafetin olmadığını, sadece toz ve kir olduğunu anlar ve bir daha aynalardan kaçınmazdın.
Reklam
Hepimiz yeterince belaya bulaş­mıştık ve kimse diğerinden daha masum değildi. Hak eden ya da hak etmeyen yoktu. Kaderler vardı ve kaderine yenilenler.
Okyanusun kuruduğunu zannedersiniz ama bir gün evrenin öbür ucundan bir damla yağmur düşer, bir nehir akar, barajlar taşar ve su yolunu bulur; onlar her zaman geri döner.
Hepimizin başını kaldırıp baktığı ve baktığında belki umut belki huzur bulduğu manzara bize baktığında ne görüyordu? Bulutları, yıldızları, Ay'ı ve Güneş'i içine sığdıran gökyüzü bir türlü sığamayışımızı izlerken ne düşünüyor­du? Saldırgan bir kötülük. Galaksiye sonsuz zaman ve mekan sığı­yordu, biz bir avuç aptal kendimize dünyayı dar ediyorduk.
Bir an geliyor hiçbir şeye ve hiç kimseye sahip değilsin sanıyor­sun. Bir an geliyor her şeyi kaybettin ve geri kazanamayacaksın sanıyorsun. Bir an geliyor tünelin sonunda hiç ışık görünmüyor. Buradan dönüş yok artık sadece daha kötü olacak ve yuvarlanarak bu kötü his büyüyecek sanıyorsun. Sonra dünya dönüyor sadece. Bir an daha geliyor ve aklının almayacağı şeylere sahip oluyorsun. Olmaz denilenin olduğunu görüyorsun.
Reklam