Aradan yıllar değil yüz yıllar geçse bile üzerinizden atamayacağınız hisler vardı ama bir kez silkelediğinde onun aslında kıyafetin olmadığını, sadece toz ve kir olduğunu anlar ve bir daha aynalardan kaçınmazdın.
Okyanusun kuruduğunu zannedersiniz ama bir gün evrenin öbür ucundan bir damla yağmur düşer, bir nehir akar, barajlar taşar ve su yolunu bulur; onlar her zaman geri döner.
Hepimizin başını kaldırıp baktığı ve baktığında belki umut belki huzur bulduğu manzara bize baktığında ne görüyordu? Bulutları, yıldızları, Ay'ı ve Güneş'i içine sığdıran gökyüzü bir türlü sığamayışımızı izlerken ne düşünüyordu? Saldırgan bir kötülük. Galaksiye sonsuz zaman ve mekan sığıyordu, biz bir avuç aptal kendimize dünyayı dar ediyorduk.
Bir an geliyor hiçbir şeye ve hiç kimseye sahip değilsin sanıyorsun. Bir an geliyor her şeyi kaybettin ve geri kazanamayacaksın sanıyorsun. Bir an geliyor tünelin sonunda hiç ışık görünmüyor.
Buradan dönüş yok artık sadece daha kötü olacak ve yuvarlanarak bu kötü his büyüyecek sanıyorsun. Sonra dünya dönüyor sadece.
Bir an daha geliyor ve aklının almayacağı şeylere sahip oluyorsun.
Olmaz denilenin olduğunu görüyorsun.