Acı çeken insan bir süre için mantığını kaybetmiştir, mantığı olmadığı için değil, aldığı duygusal hasar nedeniyle mantığını kullanamayacak durumda olduğu için... Ayağını burkmuş insan sonsuza kadar yürüyemeyecek diye bir şey yoktur. Acısı yürümesine izin vermediği için yürüyemiyordur. Ona Mantıklı ol, yürüyebilirsin" demek yerine, yürüyecek hale gelene kadar "Ayağını uzat, üstüne basma, ayağına buz koyalım" demek gerekir. Mantığını kullanamayacak durumda olan birine mantıklı ol demek, ayağını kullanamayacak durumda olan birine "Haydi yürü" demekle aynı şeydir. Her iki durumda da beklediği yardımı alamayan kişinin iyileşme süresi uzar.
İnkar aşaması insanın kendine yalanlar söylediği ve o yalanlara bütün kalbiyle inandığı bir dönemdir. Bu aşamadaki birini gerçeklerle yüzleştirmeye ve kendine getirmeye çalışırsak ona zarar veririz. İnkar insan ruhu için gerekli bir savunma mekanizmasıdır. İnsan sorunla baş edecek gücü içinde bulana kadar gerçekliği tüm gücüyle inkar edecektir. O zaman inkar halinde olan kişiye gerçekleri göstermek için değil, ona kendi içindeki gücü bulması için yardım etmeliyiz.
"Ben çok çektim, en çok ben çektim, zordu ama atlattım" demek egodan gelir. Sizi acıya bağımlı kılar. Yaşadığımız zorluklar ne kadar dayanıklı olduğumuzu anlatmanın, ruhsal ve bedensel gücümüzü göstermenin bir yolu olamaz. Yaşama gücünüzü çektiğiniz acılardan alırsanız, yani kendinizi yaşadığınız ve dayandığınız acılar kadar güçlü görürseniz hem kimseye faydanız olmaz hem de kendinizi güçlü hissetmek için hayatınızda sürekli acı yaratırsınız.
Damdan düşenin halini damdan düşenin anlayacağına çok inanırdım ama bu inancımı o günlerde tamamen yitirdim. Damdan düşenler kimin canı daha çok yandı, kim daha çok çekti, kimin yarası daha büyük yarışına girerlerse, birbirlerini anlamak bir yana dursun en büyük zararı birbirlerine verebiliyorlar. Sen daha anlatamadan, derdini dile dökemeden lafı ağzına tıkıyor, başlıyor kendinden bahsetmeye.