Her şeyden önce şunu belirteyim: romanın ismi, kitabın son sayfasında öyle bir anlam buluyor ki gözleriniz dolabilir. Hadi itiraf edeyim, içim cız etti; bir de üstüne şöyle iki damla gözyaşı aktı...
Doğru yetiştirilmeyen,erkek olduğu için imtiyazlar tanınan bir erkek çocuğunun büyüdüğünde başta eşi ve kızına bakış açısının ne olacağını yansıtan roman, bir kızın aile sevgisinden uzak, aile tarafından fiziksel ve psikolojik şiddet görmesiyle ona ilk yakın davranan birine nasıl kanacağını anlatır.O kızın inandığı erkekse yine kadını yok sayan bir erkek olacaktır.
Nehir’in babası Köksal,varlıklı bir ailenin oğludur.Babasının karakterini kopyalar.Köksal’ın erkek çocukları da kendi babalarını kopyalar.Nehir ve annesi, Köksal’dan sevgi görmemiş ve hem fiziksel hem de psikolojik şiddete maruz kalan iki kadındır.Çocukluğu acılar içinde geçen Nehir, lise sona kadar okur ve babası onu okuldan aldığında Nehir’in hayallerini de yıkar.80 darbesi ile Köksal’ın ailesi, kanuna aykırı yaptıklarından dolayı zor bir sürece girer ve bu zor süreç, Köksal’ın oğullarının da aynı yolları izlemesiyle hiç bitmez.
Nehir, çocukluğundan beri “kadınlar insan mıydı?” sorusunu sorar durur. Annesi ve kendi için artık baba evi tamamen cehenneme döndüğünde bu soru en kuvvetli evresine ulaşır.Nehir,kız erkek evlat ayrımı,hor görülme,değersizlik,baba sevgisinden yoksun bir cehennemde yaşarken ona iyi davranan,okulunu bitirmesine yardımcı olacağını söyleyen ilk erkeğe inanır ve onunla hayalini kurduğu hayatı yaşamak ve sonra yanına almayı planladığı annesi için baba evinden kaçar.Nehir,bir cehennemden başka bir cehenneme mi gidecek yoksa hayatını kurtaracak mıdır,gittiği yer son durak mı yoksa kuracağı hayatta bir ara durak mı olacaktır,Nehir baba ve ağabeylerine benzeyen bir erkeğin ona çizdiği kaderi