"Git buradan evlat!
Oku, dünyayı tanı. Hiçbir şeyden korkma.
Her türlü ön yargıdan uzak dur.
Hiçbir şeyi aşırı yüceltme gözünde.
Hor da görme.
Her şeyi araştır. Cesur ol..."
"Bizi mutlu ya da mutsuz kılan,"diye başladı Hasan gözlemevindeki yastıklara yeniden uzandıkları sırada."Olaylar değil, onları algılama biçimimizdir.Şöyle misal vereyim. Pintinin biri gizli bir yere bir hazine saklar. Etrafındakilere kendini fakir biri olarak tanıtmakta ama için için zenginliğine sevinmektedir.Bir komşusu bunu öğrenir ve sakladığı hazineyi çalar.Ama bizim pinti hazinesinin çalındığını öğreninceye dek sevmeyi sürdürecektir.Son nefesini vererek durumu öğrenemezse ölünceye dek zengin olduğunu düşünerek mutlu olacaktır.Tıpkı sevgilisinin kendisini aldattığından bir haber adamın durumunda olduğu gibi.O da durumu öğrenmediği takdirde ömrünün sonuna dek mutlu olacaktır.Ya da tam tersi bir durum ele alalım.Diyelim ki adamın son derece sadık bir karısı var.Ama yalancı kimseler onu karısının sadakatsizliğine ikna etsinler.Bu durumda adam cehennem azabı içinde yaşamaz mı? Gördüğünüz gibi bizim mutluluğumuzu ya da mutsuzluğumuzu belirleyen şey hakikat değildir.Bizler tasavvur eder,kanaat sahibi olur sonucunda da mutluluğa ya da mutsuzluğa erişiriz.Üstelik her gün kanaatlerimizin ne derece aldatıcı olduğunu bize gösterir.Yani mutluluğumuz aslında hiç de sağlam temeller üzerine inşa edilmemektedir.Kaderimiz için de aynı şey geçerlidir.Zeki bir adam bunu bilir ve bu yüzden umursamaz ancak aptallar mutlu oldukları için sevinirler!"