Küçük yaşta Rauf Denktaş babasıyla birlikte zaman zaman Kıbrıs'ta sürgünde bulunan Şerif Hüseyin'in evine ziyaret edermiş.Rauf Denktaş o günlerde gördüklerini Nevzat Yalçıntaş'a şöyle nakletmiş:"Babamla yanına gittiğimizde hep aynı olay tekrarlanıyordu.Babam onun elini öper,o da anlatmaya başladı,Şerif hazretleri:' aah, ben ne yaptım... aah ben ne yaptım...yaptığımın cezasını çekiyorum niye Osmanlı'ya ihanet ettik' derdi.Çünkü İngilizler kendisine Arapların kralı ve Müslümanların halifesi olacağını vaat etmişlerdi,halbuki Filistin'e İngilizler yerleşmişlerdi,oraya Yahudiler mütemadiyen göç ediyorlardı. Suriye'ye Fransızlar kendi kültür ve dillerini yaymışlardı. İngilizlerde Irak'a kendi dil ve kültürlerini götürmüşlerdi.Şerif Hüseyin, babamın yanında hep iç geçirdi,bundan sonra babam onu teselli edecek birkaç laf söyler Ben de yanında dururdum. Bir müddet sonra Şerif Hüseyin Raif:' anlat şu İstanbul havalarını dinleyeyim' derdi.Konuşma esnasında bir taş plak çalmaya başlardı.O zaman Şerif Hüseyin ahh İstanbul payitaht diyerek ağlamaya başladı.Babam o sırada onu teselli edici sözleri söylerdi.Şerif Hazretleri, bu takdiri ilahidir,üzülme sen hata yaptın, ama bundan çok pişman olduğun gözlerinden akan yaşlar dan belli oluyor. Allah seni bundan dolayı affeder,yapma ağlama babam onu teselli ederken kendisi de ağlardı.Plak bitince biraz sohbet ederlerdi, sonra babam onun elini öperdi,biz kalkıp giderken,Şerif Hüseyin; 'Rauf gel deyip, bana elini öptürür, elime bir altın verirdi'.Şerif Hüseyin o zamanlarda İngilizlerden emekli maaş alıyordu.Ben de bu yüzden hep babamla Şerif hazretlerini ziyarete gitmek isterdim.Şerif Hüseyin hastalandı, ölümü yaklaştı ölümüne yakın Ürdün Prensi olan oğlu Abdullah'ın yanına gitti onu Amman'a biz uğurlamıştık, bir müddet sonra ise onun ölüm