Şerif Hüseyin'in,Can dostu İngilizlerle yaşadığı anlaşmazlık öyle bir hal almıştır ki Hüseyin oğlu Abdullah'a bile güvenmemeye başlamıştı. Kendisine emanet edilen Türk ve Alman askerlerini, gözünü kırpmadan katledilen ,düşmana teslim eden, soyduran, aç ve susuz bırakan ,öldürmeye çalışan, kendisine emanet edilen mahrem devlet sırlarını düşmanla paylaşan ,oğullarını Türk hatlarının arkasına göndererek düşman adına casusluk yaptıran, Fahrettin paşa'ya buyurgan ifadelerle teslim olması için mektuplar gönderen,"İngilizlere babanın, oğluna güvendiğinden daha fazla güveniyorum." diyen Mekke'de Hamidiye'yi ele geçirmek için binayı içindeki askerler ile birlikte yakmakta tereddüt etmeyen, muhaliflerinin dükkanlarını, yağmalattıran, canlarına kasteden, tarihçilerin; "kurnaz", "düzenbaz" ve "gaddar" olarak nitelediği Hüseyin, Kıbrıs'a sürgün giderken gemide kendisinden daha kurnaz İngiltere tarafından nasıl kullanıldığını ve nasıl aldatıldığını günahlarının bedelinin ise sandığı kadar kolay ödeyemeyeceğini düşünmüş, sadakatsiz ve işbirlikçi hayatının muhasebesini yapmış olmalıdır.Şu sözler sürgün edilmeden önce 1923 yılı başında Cidde'de Şerif Hüseyin tarafından İngiliz temsilcilerine söylenmiştir: "İngiliz hükümeti bana dostu gibi değil düşmanı gibi davranıyor bunu hak edecek ne yaptım?" sualinin cevabı aslında sorunun içinde gizlidir.Zira Şerif Hüseyin İngilizlerin Arap Yarımadasına hakim olması için her şeyi yapmıştır.