Boğuluyorum. Nefes alamıyorum. Neden bu kadar karanlık. Oysa rüyaların renkli olacağını söylemişlerdi. Bir daha göremeyecek miyim rüya? Renk midir siyah? Kör mü oldum yoksa? Gözlerim açık mı kapalı mı nasıl bilebilirim? Ah şu kolumu bir oynatabilsem. Ne kadar da minik. Daha yeni yeni tanımaya başlamıştım pembe parmaklarımı. Rüyalarımı unuturum ama bir daha bakamayacak mıyım ellerime? Renk ise eğer siyah, öğrendim ki çaresizliğin rengiymiş. Nasılda boyadı hayallerimi çaresizliğin sancılı elemine…
Kurtarın beni boğuluyorum! Bir nefes, bir nefesçik daha tek dileğim…
Genzimi yakan bu toz da neyin nesi? Annemin içimi ısıtan kokusu yok. Yabancısı olduğum bir koku ciğerlerimi dolduruyor. Hayır, hayır tanıyorum daha önce de duydum bu kokuyu. Hırsına yenik düşmüş büyüklerin kokusu bu. O gün de duymuştum aynı berbat kokuyu. Kuş yuvası gibi manzarası var diyen adam gibi kokuyor tozun insafsız zerreleri. Evet, evet kesinlikle eminim bu koku o. Şimdi etrafımı kaplayan buluta sinmiş leke leke…
Kurtarın beni boğuluyorum! Döndüremiyorum bacağımı talihin gülen düşlerine…
Oysa ilk adımı sevgiden yana atmayı hayal etmiştim. Nefes alamamak düşüncelerimi bulandırıyor. Tuhaf tuhaf sesler duymaya başladım. Ah şu genzimi yakan toz. Ah şu ihtirasın midemi bulandıran iğrenç kokusu… Bir oynatabilsem bacağımı. Bir dönebilse talih. Bir görebilsem yüzünü…
Kusmak istiyorum ama olmuyor. Boynum bükük altında ezildi yalnızlığın. Yalanın, dolanın, rüşvetin, adı batasıca paranın. Tonlarca günahın ağırlığı altında kalmış bahtsız omuzlarım. Minik ayaklarımın harcı değil, yaşamın buzdan kaygan zeminine tutunabilmek.
Kurtarın beni lütfen kurtarın boğuluyorum! Damağımda, burnumda gözümde tozun buruk tadı…
O tuhaf sesler yankılanıyor şimdi kulaklarımda. Yıkıntının altından cennete gidildiğini söylüyor bir