Aley

Aley
@Turklac
I forgive you, crowley
Tektanrılı dinler ve onlardan beslenen günümüz köktendinciliği, kadınlardan yalnızca Tanrı'ya değil, erkeklere de hizmet ve itaat talep eder. Üstelik bunlar, kadınların bu itaati içselleştirmelerinin, gönüllü hizmetkarlar haline gelmelerinin en güçlü araçlarıdır. Oysa baskı, içselleştirildiği zaman, baskı olmaktan çıkmaz; yalnızca, baskının kaynağının belirlenmesi ve ona karşı mücadele edilmesi engellenmiş olur. Üstelik, unutmamak gerekir ki, kadına, kadın cinselliğine, rolüne ve kişiliğine ilişkin olarak kutsal metinlerde ve gündelik inanç pratiklerinde ifade edilen tutumlar, yalnızca köktendinci ya da geleneksel dinsel bağlamlarda değil, laik ortamlarda da bizimle birliktedir. Kendilerini dindar saymayan insanlar bile, dinsel geleneklerin kültüre kattığı imgeler aracılığıyla "düşünürler" ve bunların yaydığı değer yargılarını içlerinde taşırlar. Dinsel geleneklerin yarattığı imgelerin büyük çoğunluğu erkeklerce yaratılmıştır ama, kadınlar bunları içselleştirir ve belki de her şeyden daha çok bu tanımların baskısı altında kalırlar.
Reklam
Ataerkil sistem, hem cehennemi büyük ölçüde kadınlara ayırarak, hem de erkeklere itaat zorunluluğunu din ve cehennem korkusuyla birleştirerek, üstelik bütün bunları bizzat kadınların yeniden üretmesini sağlayarak, sistem olarak ayakta kalmayı başarmaktadır.
Laik bir devlette Köktendinci hayat tarzını seçen kadınlar için bir "seçim" sözkonusudur; Köktendinci bir devlette yaşayan kadınlar içinse "kader". Köktendinciliğin egemen olduğu bir devlette, devletin kendisi, bütün erkekler adına, ataerkil ideali kadınlara zorla kabul ettirecek otoriteye ve fiziksel araçlara sahiptir. Laik bir devlette ise, başka seçeneklerin de varlığı, örneğin Southside'daki bütün erkek ve kadınların Köktendinci aile yapısının normları ile eşitlik ve bireysellik gibi modem normları bağdaştırmak konusunda çeşitli yollar bulmaya sevk etmektedir. Eğer kadınlar, gene de, içinde bulundukları yaşam tarzından hoşnut kalmazlarsa, her zaman bunun dışına çıkma seçeneğine sahiptirler. Köktendinciler, kendi kutsal kentlerinin duvarlarını ne denli güçlü ve yüksek örmeye çalışırlarsa çalışsınlar, laik dünya bu duvarların hemen dışında varlığını ve etkisini duyurmaya devam etmektedir.
İster Arap Yarımadası'nda, isterse Eski Yunan'da olsun, erkek fantazisi hep aynıdır: Kadının, erkeğin kendi eliyle biçimlendirip can verdiği, yani özgür iradeden ve öznellikten yoksun, tümüyle erkek denetimi altındaki bir Galatea olması.
Hıristiyanlığın bekarete ve cinsellikten kaçınmaya verdiği değer, kadınlar için varolan rol kalıplannın dışında bazı olanaklar getirse bile, bedeni ve cinselliği olumsuzlayan geleneksel ahlakı onaylamakla kalmadı, bunun pekişmesine de hizmet etti. Cinselliğin utanç verici bir şey olduğu fikrinin tüm yükü, giderek kadın bedenine aktarıldı ve kadının aşağı statüsünün meşru gerekçesi sayılarak Hıristiyanlık sonrası Batı düşüncesinin egemen kalıplarından biri haline getirildi. Kilise babaları, teologlar ve yazarlar, Kutsal Kitap'ın sunduğu her türlü olanaktan yararlanarak ve bunları en uç biçimlerde yorumlayarak geniş bir kadın düşmanı literatür yarattılar.