Ataerkilliğin kurumlaşmasıyla birlikte kadınların örtünmesi uygulaması da özellikle üst sınıflar arasında yaygınlık kazandı. Hangi kadınların peçe kullanması gerektiği, hangilerinin ise buna hakkı olmadığı konusu Asur Yasası'nda ayrıntılı olarak belirlenmişti. Kadının sözümona "saflığının" çok gerilere giden bu simgesi, kadınları cinsel aktivitelerine göre sınıflandırmaya ve erkeklere, hangi kadının bir erkeğin koruması altında, hangisinin ise "kolay av" olduğunu göstermeye yarıyordu. Buna göre, "bey"lerin kanlarının ve kızlarının peçelenmesi zorunluydu; hanımlarına eşlik eden cariyeler ile sonradan evlenmiş olan tapınak "fahişeleri" de peçe takmak zorundaydılar. Buna karşılık fahişelerin ve kölelerin peçe takması yasaktı; yasağa uymadıkları saptanırsa giysileri üzerlerinden çıkarılıp alınarak, kırbaçlanarak, kulakları kesilerek cezalandırılırlardı (md. 40)
...
Hıristiyanlığın kurumlaşmasında önemli rol oynayan Aziz Paulus'un çok sonraları ayrıntılı olarak temellendireceği ve bugün gerek ülkemizde gerekse Ortadoğu'nun diğer ülkelerinde yaygınlaşmakta olan ve Batı'da yalnızca İslam'a özgüymüş gibi görülen örtünme ve peçe olgusunun, işte böylesine gerilere giden bir tarihi vardır. Örtünme ve peçe, İslamiyet'ten çok önce Yahudilerde, Yunanlılarda ve Bizans'ta, yani tüm Doğu Akdeniz uygarlığında özellikle üst sınıflar arasında yaygın bir uygulamadır. İlginç olan nokta, günümüzde örtünmenin daha karmaşık bir toplumsal olgu haline gelmesi ve İslamiyet'in egemen olduğu toplumlarda, Batılı eğitim alan üst ve orta sınıfların, örtünme ve kadınların tecridi konusunda daha liberal bir tutum almalarına karşılık, bunların alt sınıflar arasında yaygınlaşması ve bazı çevrelerde ulusçuluk ve Batı etkisinden uzak, otantik bir kimlik adına uygulanmasıdır. Örtünmenin, "erkeğin