S.

S.
@Turnamm
Hançer gibi keskin ve Çiçekler gibi ince
Yekta'dan..
İstanbul'a bakıyorduk denizden. Bizim İstanbulumuza, çalınmış hayallerin şehrine... Talan edilen anıların başkentine... Yağmalanmış mutlulukların payitahtına... Kırılmış umutların kalesine... Kederlerin kraliçesine... Zorbalığın ele geçirdiği güzelliğe... Sinsiliğin bayrak diktiği zarafete... Açgözlülüğün işgal ettiği berekete... Kendi kanımızı sunmaktan başka çaremiz kalmayan şehrimize; sokağımıza, bahçemize, evimize, mezarımıza...
Sayfa 621·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
son..böyle bitmemeliydi...
kendi kanımızı sunduk İstanbul'a hatıra diye..." Silahın namlusunu yavaşça çenesinin altına dayadı... "Dur!" diye bağırdım. ... Silahın namlusundan çıkan tok ses, mezarlığın derin sükunetini bozdu. Mezar taşları titredi, selviler usulca sallandı, gece kuşlarının kanat çırpışları duyuldu, uzaklarda bir yerlerde köpekler havladı... Yekta, sırtı Handan'ın mezar taşında, geriye doğru kaykılıp öylece kaldı...
Sayfa 615·Kitabı okudu
Alıntı
"Ölümümüzle ve öldürdüklerimizle... Ne yapalım, elimizden başka bir şey gelmedi... Anlamıyor musun Nevzat, bütün bunlar bizim çaresizliğimiz... Bütün bunlar bir ibret... Bütün bunlar bizden İstanbul'a bir hatıra... Hiçbir şey yap-madan, öyle sessizce çekip gitmeyi, sadece nefes alarak ya-şamayı kendimize yediremedik. Ne yapalım, başka çaremiz yoktur işte.
Sayfa 614·Kitabı okudu
Alıntı
Dayanamayıp Kanuni'nin sikkesinin üzerinde gördüğümüz o karınca duası gibi yazıların anlamını da okudum "Ön yüz: "Altını basan, denizde ve karada Allah'ın yardımına mazhar, izzet sahibi..." Arka yüz: "Selim Hanoğlu Sultan Süleyman, zaferi aziz olsun... Kostantiniye'de basıldı.
Sayfa 594·Kitabı okudu
Alıntı
"Bizim İstanbul / Çalınmış Umutların Şehri." "Şehre bakıyorduk denizden: Nevzat, Demir, bir de ben. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Yeni bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel..." Bizi anlatmıştı Yekta... Bizim gözümüzden, bizim duygularımızdan, bizim şehrimizi...
Sayfa 593·Kitabı okudu
Alıntı