Gözyaşlarıyla sislenen bakışlarımı göğe çevirince Samanyolu’nu gördüm. Boşluktaki bu yumuşak ışık serpintilerinin aslında savrulup duran sayısız evrenler olduğunu düşününce Tanrı’nın gücünü, görkemini ta içimde hissettim. O’nun kendi yarattığını mutlaka kurtaracağına ilişkin bir güven geldi içime. O’nun tek bir ruha bile zarar getirmeyeceğine inandım. Bu kez bir şükran duası okumaya başladım. Can veren güç aynı zamanda Kurtarıcı Güç’tü. Mr. Rochester için tehlike yoktu. Madem Tanrı yaratmıştı onu, yarattığı gibi koruyacaktı elbet.
Cahil kişilerin ruhu gübrelenmemiş, sürülmemiş topraklar gibi katıdır. Önyargılar bu ruhlara, kaya diplerinde biten otlar gibi sımsıkı yapışır, inatla büyürler. Bunları söküp atmak, kökünü kurutmak zor mu zordur; bunu biliyordum.