Kitaplarını İngilizce olarak kaleme alan Ayşegül Savaş’ın dilimize çevrilen ilk kitabı Beyaza Beyaz.
Hikayenin anlatıcısı, 12.–13. yüzyıllarda yapılmış nü heykelleri üzerine araştırma yapan isimsiz bir sanat tarihi öğrencisi. Anlatıcımız araştırmasını sürdürmek için isimsiz bir Avrupa şehrine gelir ve burada bir yıl yaşamaya başlar. Bir yıllığına kiraladığı evin üst katı ise ev sahiplerinin ricasıyla kullanımına açık değildir; çünkü ressam olan ev sahibi Agnes şehre geldiğinde birkaç günlüğüne o katta kalacaktır.
Anlatıcımız araştırmalarına devam ederken bir gün şehre gelen Agnes ile karşılaşır ve aralarında sohbetler başlar.Okuduğumuz bu sohbetler çoğu zaman tek taraflıdır. Anlatıcımız bize daha çok Agnes’in anlattıklarını aktarır; kendisi hakkında ise oldukça az şey söyler. Bu yüzden Agnes’in hayatını, yaşadıklarını ve duygularını parça parça bu sohbetler aracılığıyla öğreniriz.
Bir sanat tarihi öğrencisi ile bir ressamın sohbetlerinde sanatın konuşulması da kaçınılmaz oluyor. Anlatıcımızın araştırdığı Ortaçağ heykelleriyle ilgili anlattıkları ve Agnes’in resim yapma sürecine dair paylaştıkları — tuvale bez germesi, stüdyosunda çalışmaya hazırlanması gibi küçük ayrıntılar — romanın atmosferini de güçlendiriyor.
Anlatımın sakinliği ve Agnes’in her sohbet sırasında hayatına dair farklı bir yönü paylaşması; çocuklarıyla, arkadaşlarıyla ve kocasıyla olan ilişkisini yormadan, dramatize etmeden anlatması benim hoşuma gitti. Kitabın en sevdiğim yanı da bu dingin ve ölçülü anlatım oldu.