“Mükemmel bir hazır yiyici olmuştu, hiçbir işi, hiçbir sanatı yoktu. Kalbi boş, fikri boş, bütün günlerini tembellik içinde geçiriyor hatta kitap bile okuyamıyordu. Kendi kendisinden iğrendi…”
Şimdi İstanbul, onun evvelce tanıdığı, her köşesi şiir ve hayal dolu olan o güzel şehir değildi. O şimdi bu yerlere iş arayan bir adam gözüyle bakıyordu ve İstanbul ona çamur içinde pis ve karanlık bir şehir görünüyordu.