“Kanunlar öyle anlamsız ki,” diye sızlandı. “Neyle suçlarlarsa suçlasınlar, dayandıkları bir mantık yok. Adam resmî yaptığı dönemde bu bir suç değildi. Şimdi kafirlik oldu. O resmî yaptığında bir sanat eseriydi. Şimdiyse suç aleti. Resim değişmedi, değişen kanunlar ve kanunları henüz var olmadıkları yıllara da uyguluyorlar, daha kanunu koymadıkları, yazmadıkları yıllara.”
Mutlu günlerimiz öyle bir kitap ki insana bir çok şeyi sorgulatıyor. Hikayelerimizin bambaşka yüzleri olabileceğini, iyi ve kötünün değişkenliğini ve insanları etiketlemenin, yargılamanın ne kadar kolay olduğunu. Çok farklı, iki insanın hikayesini okuyoruz kitapta. Birisinin mutsuz olması için, bir diğerininin de mutlu olması için bir nedeni yok bize göre. Ama hikaye çok başka. Dışarıdan böyle gördüğümüz
iki insanın da aslında acıları ve ağır bir yaşanmışlıkları var.
Kitap okurken bazen verilmek istenen mesajı alamadığım oluyor ama bu kitap öyle değildi gayet yalın ve anlaşılabilirdi. Çok yoğun duyguları olmasına rağmen neden bir şeyler eksik şimdi acıdan ağlamam gerekirdi sorusuna da bir yorumda denk geldim. Kitap orijinal dilinden çevrilmediği için o dram yüklü yerlerde ağlamamış olabilirim. Yine de çok güzeldi.
Bu kitabı alıp almamak da o kadar çok gidip geldim ki sonunda aldım. Bir çok kişide beğenilerek okunan bir kitap olduğunu görünce dayanamadım. Evet kitap gerçekten güzel. Kya’nın ailesi tarafından küçük yaşta terk edilmesi ama onun asla pes etmeden batalıkta yaşama çabası güzel ve takdir edilesiydi. Tate ile yaşadıkları çok tatlıydı. En çok yarayı insanlardan almasına rağmen yine onlara sığınmaya çalışması kendini onların yanında görmek istemesi ve en büyük yarayı yine onlardan alması falan dokunaklıydı. Ama gelgelelim o kadar abartılan bir tarafı yoktu. Konusu bu kadar dokunaklı olan bir kitabın daha duygu dolu olmasını beklerdim. Ama hep bir şeyler eksikti kitapta. Duygu olarak, heyecan olarak, gerilim olarak hep bir eksiklik vardı. Tabi kolay okunduğu için kitabın konusu için sevdim ama okumasam da olurmuş bana göre.