Gökhan zerek

Gökhan zerek
@Tylerdrr
Sadece Yaşıyorum bu kadar
Türkiye de Devleti yönetenler üzerine
YÖNETENLER, ya halkı sırtında taşır ya da kendilerini taşıtırlar. 1960'a kadar ülkenin sorumluluğunu yüklenen yöneticiler iktidar oldu. Atatürk'ün ya da halefi İnönü'nün davranışlarını, eylemlerini devlet adamı sorumluluğundan uzak saymak mümkün müdür? Birbirlerine tahammül bile edemeyen İnönü-Menderes ikilisinin belki de tek ortak yanı, devlete duydukları engin saygı ve sorumluluk duygusuydu Bu, onların yaptıklarının doğru olduğu anlamını kesinlikle taşımaz, ama böyle kişilere devletin gözü kapalı emanet edilebileceğini, onları gözetleyen ve denetleyen kimse olmasa, halkın tepkisinden korkmasalar bile ilkeleri dışına çıkmayacaklarını gösterir. İnönü'nün cıvık ve sıradan olmasını, Menderes'in devlete zarar verecek birşeyi, bilerek yapacağını düşünebilir misiniz? Bunlar sevmeyenlerin de saygı duyduğu kişilerdir. Halk yönetimlerinden hoşnut olmayabilir ama onlar için şüphe ve endişe taşımaz. Ülkenin kötü yönetildiği söylenebilir ama emin ellerdedir.
Sayfa 146·Kitabı okudu
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yunanistan ile Ege de sürtüşmemiz
Yunanistan, Batı medeniyetinin bir uzantısıdır. Doğu'nun en güçlü temsilcisi olan ülkemizi küçülten, ama tamamen yok etmeyi başaramayan güçler, bu misyonlarını tamamlamak için fırsat kollamaktadır . "Neden Birinci Dünya Savaşı'nda işimizi bitirmediler?" diye sormak abestir. Bu düşünce modeli içinde ne uluslararası siyasetin gerekleri konuşulabilir, ne de rasyonel bir tahlil yapılabilir. Sanki yeryüzündeki bir ülkede değil de, bir masal diyarında yaşar gibiyiz. Güçlü kötüler, küçük iyiye karşıdır ve gerçeküstü boyutlarda süren bu mücadelede iyi, ayakta kalmayı başarmaktadır . Alışageldiğimiz bu söylemi bir yana bırakır gerçek dünyaya dönersek, bunların hiçbirinin doğru olmadığını görürüz. Türkiye'nin çökertilmesi için, bölgede onun yerine konulabilecek bir gücün olması gerekir. Böyle bir güç şu anda yoktur. Yunanistan Türkiye'nin yerini alamaz. Çünkü ondan beklenen hiçbir rolü oynayamaz. O, aslan terbiyecisinin elindeki kırbaç gibidir. Kırbaçla aslan birbirinin rakibi değildir. Kaldı ki eğer bu kadar çok düşmanımız gerçekten olsaydı, böyle uzun boylu hesaba gerek kalmazdı ve hepsi birleşip bir gecede işimizi bitirirlerdi . Herkes düşmansa hesabımızı kim soracaktı ? Ege'deki sorun iki tarafı keskin bir kılıç gibidir. Türkiye'yi belli bir yöne çekmek için kullanılabileceği gibi Yunanistan'a da yönelebilir ve bu sefer çanlar Yunanistan için çalar ...
Sayfa 141·Kitabı okudu
Kime karşı?
EGE'DE sular ısındıkça, çevre ülkelerden biri silahlandıkça ya da terör uç verince, içimizde hiç öldüremediğimiz bir kurt kımıldamaya başlar. Sorumuz hep aynıdır: GENE ÜLKEMİZE KARŞI KASTEDEN Mİ VAR?" Cevabını bildiğimiz bir sorudur bu. Hiç kimse varlığımıza katlanamamaktadır . Küçüklü büyüklü bir sürü ülke bizi tarih sahnesinden silmek için bitmeyen oyunlarından birini daha sahneye koymaktadır. Güvenebileceğimiz bir dostumuz da yoktur üstelik. İçimize kapanır, bu saldırıyı püskürtmek için silaha sarılırız . "Neden herkes bize karşıdır?" sorusunun siyasî ve anlamlı bir cevabı yoktur. Herkes çevresindeki insanlarla ihtilafını hangi nedenlere dayandırmışsa , ülkemize yönelik olumsuz tavırları da ona bağlar. Bize atfedilecek bir kusur yoktur. Bizden beklenen ve istenen şeyler kavga çıkarmak için uydurulmuş bahanelerdir. Ağzımızla kuş tutsak bunlara yaranamayız .
Sayfa 140·Kitabı okudu
Alıntı
SUSURLUK'U ANLAMAK
SUSURLUK kazası ile ortaya çıkan olaylar genelde, cezalandırılması gereken eylemler olarak algılanmış ve gereğinin yapılması beklenmiştir . Bu bakış doğru olmakla birlikte eksiktir ve bu eksiklik onun gerçek niteliğini gözden kaçıracak boyuttadır. Çete suç işlemek amacıyla kurulmamıştır . Bazı kişilerin Servet elde etmek veya herhangi bir nedenle birtakım insanları ortadan kaldırmak amacıyla bir araya gelmelerine benzetilemez . Oysa genelde çete böyle bir oluşum gibi algılanmaktadır ve suçluların cezalandırılması istenmektedir. Bu beklenti yerine getirilse bile çözülmüş sayılamaz. Çünkü bu yapılanmanın amacı siyasidir. Bu amacın ne olduğu kamuoyunda pek fazla tartışılmamıştır . Hafiyelik eğilimlerinin ağır bastığı toplumumuzda ilgi çeken kimin ne yaptığıdır, ama niçin yaptığı önemsiz bir ayrıntı olarak kalmaktadır. Çetecilere göre, kural dışı bir savaş yürüten PKK'ya karşı devletin varlığını korumayı kurallara uymaktan daha önemli sayan insanların mücadelesi söz konusudur. Çete mensuplarının bu özverisi ve hem hayatlarını tehlikeye atarak, hem de kanunlar önünde suçlu olmayı göze alarak yaptıkları fedakârlık göz ardı edilmemelidir. Kaldı ki devlet bu mücadeleden haberdardır, açık veya örtülü mutabakatı vardır. Bu iddia kolaylıkla reddedilemez . Binlerce faili meçhul cinayeti ve nerdeyse bütün dünyanın bildiği uyuşturucu ticaretini devlet merak bile etmemiş olamaz. Kaldı ki çeteye karşı olanlar PKK yandaşı da değildir...
Sayfa 135·Kitabı okudu
Alıntı
İstihbarat üstünde biraz konuşalım
İstihbarat karmaşık bir iştir gizlilik ve yanıltma onun iki temel öğesidir . Önümüzdeki anlaşılmaz ilişkiler yumağından doğru sonuçlar çıkarmak zor olsa bile imkânsız sayılamaz. Bunun için önce tutarlı bir yöntem geliştirmek gerekir.Büyük istihbarat servisleri ülkelerinin çıkarı olduğu her yerde örgütlenir. Bu örgütlenme tekdüze değildir ve niteliğini, hedef ülkeden beklentilerin ne olduğu belirler. Etrafınızda gördüğünüz on binlerce kişiden hangisinin yabancı bir ülkeye hizmet ettiğini anlamak için, kullanan ülke ile şüphelendiğiniz kişi arasında mantıklı bir bağ kurmak gerekir. Eğer yabancı ülkenin amaçları hakkındaki teşhis doğru değilse, onlar için çalıştığı zannedilen kişi hakkında da yanılmak kaçınılmaz olur. Özellikle küçük istihbarat servisleri önce yabancı ülkenin politikasını tesbit edip sonra kimlerin bu politikaları, kendi öz düşüncelerinden farklı olmasına rağmen, desteklediğini kestiremez. Çünkü böyle bir yaklaşım doğru siyasi tahlillere, geniş bir bilgiye ihtiyaç gösterir. Ajanları tesbit etmek için kullandıkları tek metod , kişinin yabancı servislerle ilgisini belgelemektir. Bunun yolu da yabancı misyonları sürekli gözetlemek ve ilişkiye girenleri tesbit etmekten ibarettir. Bu yol istihbarata karşı koymanın en verimsiz metodudur. Arada sırada, kişisel hatalardan faydalanarak birkaç ajan yakalansa bile, bütünü görmek mümkün değildir ve sistem kontrol edilemez bir hal alır.
Sayfa 129·Kitabı okudu
Alıntı