Tyler Durden

Lânetli iblis, bir kimsenin itikadını Allah'ın emri ile bozar bozmaz, .o kimse şöyle demeye başlar : Kur'an'a Allah kelâmı, diyorlar.. Acaba, bu dedikleri doğru mudur ? Demeye başlar, Allah bizi böyle şeylerden korusun. Bu şekilde, kalben önce Kur'an üzerinde şüpheye düşer. Bundan sonra Allah', ondan sonra da Allah'in Resulünü inkâr yoluna gider, Ama, bunu kalbinden dışarı çikaramaz. Kendisini doğrulamak için, Iblis Şeytan, dışarıdan insan suretindeki şeytanlardan iki kişi gönderir. Onlar gelirler, o kimsenin içinde beslediği gizli inancı, inkârını dışarı çikarırlar. Derler ki : Bunların, hiç birinin aslı yoktur; doğrusu da budur. Bunun üzerine, onların dediklerini doğrular ve göyle der : - Ben de sizin gibi düşünüyorum; ama sizin gibi dost bulamadım ki, bu sırrı açiklayayım. Sizin sözünüz, gönlümde olanı doğruladı. Böyle diyerek, Allah korusun bütün bütün küfür yollu itikadına içeri den dıgarıya, dışarıdan da igeriye tam bir sağlamlık kazandırır.
Sayfa 461·Kitabı okudu
Reklam
Işte anlatılan sebepten ötürü, salike kâmil mürşid aramak, lüzumlunun da lüzumlusudur. Zira, kâmil mürşidler, bahçenin bahçıvanlarıdır. Şeytan da, o bahçenin kapıcısı olduğundan, bahçıvanların hizmetçileri durumundadır. Bundan ötürüdür ki: Kâmil müridlerine şeytan saldıramaz. Şeriattan ayırıp sapıklığa düşüremez. Ancak, ilk hallerinde, kendilerine biraz vesvese verebilir. Bu da her salike göre değildir; teslimi yeti zayıf olanlara göredir. Teslimiyeti kuvvetli olan salikin semtine dahi geytan uğrayamaz ki, vesvese versin. Seyhlerinin himmeti bereketi ile teslimiyeti kuvvetli salikler geriat kapısından girer; tarikat bahçesini seyrederler. Sülûklerini de tamamlar; o bahçenin güllerini koklarlar. Velâyet makamına da ayak basıp hakikat ağaçlarını görürler.
Sayfa 296·Kitabı okudu
Salikin sonu, ehlüllahın başlangıç noktasıdır. Anlatılan surette, bir salik sülükünü tamamladiktan sonra, uygun olduğu şekilde, mürakabe yok olmasına kavuşup kendisine nur tecellisi ihsan olunmazsa, o salikin haline: sülûk tekmii. Îsmi verilir; açıkçası : Ehlülahtan olmaz. Ehlüllahtan olanlar dahi, mutmainne nefis makamına ayak basıp da o sifat kendilerine mülk olmayınca, onların hiçbirine: Veli.. İsmi verilmez. Zira, velâyette adım atilacak yer, mutımainne sıfatı olup : - Allah'ın rıza derecesi. Demektir. Bundan ötürü, ehlüllahın cümlesi, mutmainneye ayak bastikları zaman, hakikatta ergenlik çağına gelmiş olurlar. Kendilerinden noksanik halleri kalkar; kåmilliğin başlangıç halleri zuhur etmeye başlar.
Sayfa 202·Kitabı okudu
Manası gereğince, kendisine, masumiyet hil'atı ihsan ounur. Buna göre, marzıye nefis makamına sahib olan zatlar geçmiş ve gelecek günahlardan sorumlu değillerdir. Zira, böyle olan zatlar, her an ve her nefes, Allah'ın huzurunda, zat tecellisine tecelligâh olmuşlardır. Her nefeste, Cenab-ı Hakkın Yüce zatını müşahede edip konuşurlar. Yaptıkları hemen her işte, Cenab-ı Hak'tan izin almadıkça, o işe mübaşeret etmezler. Kardeşleri arasındaki kelimelerini dahi, bir gekil vermeden izinsiz konuşmazlar. Bundan dolayıdır ki : Cenab-ı Hak, her an ve her nefeste onlardan razıdır. Kendilerine masumiyet giysisini giydirmiştir. Onlar da mal, çoluk çocuk, vücud ve bunların benzeri gayelerden tamamen geçtikten başka, öbür älemde cennette olacak ilâhi ihsanı dahi düşünmezler. Her an ve her nefes, Cenab-ı Hakkın rızasını gözlerler.
Sayfa 190·Kitabı okudu
Bu cüz'i aklı, kula ihsan eden Yüce Allah'tır. Bu küçük cüz'i akıl, ancak dünya işlerini bilir; åhirete dair işleri de idrâk edebilir. Hiç bir mi sali ve benzeri olmayan mutlak gerekli varlığın sahibi olan Yüce Zat'ı idrâk edip anlatmaktan yana kusurludur. O Yüce Zat, zatının esasını, yine kendi Yüce Zat'ı bilir. Mana böyle olduğuna göre; her bir ferdin vehimlerinde olan Hakkı yaratan, yine onun Yüce Zat'idır. Allah'n zatı, o vehmedilenlerden çok başkadır.
Sayfa 43·Kitabı okudu
Reklam