Cihan Harbi'ne girişimizde, iç ve dış kuvvetlerin yaptığı tesirleri birinci kısımda teşrih ettim. Esasen harp içtimai bir hadise olduğu için, ferdi değil yine kendi nevinden içtimai müessirlerle -o da bir dereceye kadar- izah edilmiş olabilir. Şu halde dedelerimizin ve tarihin bize bir vediası olan koca Osmanlı camiası, dehşet verici zayiat ve sarsıntı ile parçalandıktan sonra, bu acıklı hailenin karşısında inhidamın sebeplerini ilim zihniyetiyle, bitarafane araştırmamız lazım gelirken, bütün mesuliyetleri bir veya birkaç şahsiyetin üzerinde teksif etmeye kalkışmak, bizim için hemen hemen o parçalanma, o inhidam kadar ağır ve korkunç bir hareket olur. Zira ister gaflet, ister karaktersizlik yüzünden olsun, bu türlü düşünceler bizde aynı hataları tekrarlamak istidadının hâlâ yaşamakta olduğuna delâlet edebilir. Biz harbe girdiğimiz sıralarda, hükümetimizin şekli “Meşrutiyet” idi. Meşrutiyet'in ruhu da derecesi ne olursa olsun milletin hâkimiyetidir. Cihan Harbi gibi muazzam bir hadiseye karışırken bu hâkimiyet kendisine mahsus teşkilâtıyla niçin kendini göstermedi. Milli Hâkimiyet mümessillerinin bu hâkimiyeti göstermek şöyle dursun, onu nasıl silik bir hale getirdiklerini ve meydanı keyfi ve şahsi hareketlerin inkişafı için nasıl boş bıraktıklarıni gördük. Şu halde harbe girişimizin ve girerken ve idare ederken düşündüğümüz hataların mesulü tek başına Enver Paşa veya onun heyet-i vükelâ arasından birkaç arkadaşıyla birlikte teşkil ettiği bir grup mudur? Yoksa bunları kendi başlarına bırakanlar mıdır? Milleti temsil mevkiinde bulunanlar, vazifelerini yapmak için milletten kuvvet alamadıklarını ispat edebilirlerse, mesuliyeti cemiyetimizin siyasi terbiyesinde aramak lazım gelir. Fakat millet mümessillerinin milletten kuvvet alamadıkları, bereket versin ki sabit değildir.