Utku

Utku
@Udku
Yazar, öğrenci ve seslendirmen
İstanbul
16 Mayıs
14 okur puanı
Ocak 2021 tarihinde katıldı
Van'da iken Alman mütehassislar Bağdat'ta ne kadar elyazısı kitap buldularsa hepsini istenilen fiyata alarak Berlin'e gönderdiler. Nerede antika bir parça buldularsa Almanya'ya attılar. İşin bize tuhaf gelecek bir şeyini de yazayım: Musul'dan Bağdat'a kadar keleklerle giderken her bağladığımız yerde Alman harp zabitleri ufak taş toplarlardı, bizim siyasi murahhasımızla biz daha irilerini topladık, zannediyorduk ki kelekle giderken Haliç kadar bazen daha geniş olan nehir sularında sektirme oynamak için toplanıyor! Biz taşlarımızı sektirirken Almanların bunları bavullarına yerleştirdiklerine şahit olduk! Meğerse Almanya'ya gönderiliyormuş! Geriden mütehassis heyetler geliyormuş, bunlara bu vazifeyi vermişler, her zabit bu taşları toplayarak Bağdat'ta mütehassislara verecek, onlar da lüzumluların seçip tahlil olunmak üzere Almanya'ya göndereceklermiş! Ergani madeninde sondaj yapan Alman ameleden bir parça aldım. Alman mühendis Almanca adamcağımıza etmedik küfür bırakmadı!
Sayfa 526·Kitabı okudu
Tarih
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
"Tarihi hadiseler aynen tekerrür etmese bile, tarihte şartları ve neticeleri birbirini andıran hadiseler az değildir. Vatan bugün de yarın da dünkü şartlara benzeyen şartlarla karşılaşabilir. Şu halde Türk münevverine düşen, yeni vaziyetler karşısında eski hatıraların tekrarına meydan bırakmamaktır. Bu da ilmin hâkimiyetiyle olur"
Sayfa 408·Kitabı okudu
Tarih
250 yıl kadar önceki Viyana bozgunluğunun mesulü yalnız ordunun basku mandanı Kara Mustafa Paşa sayılmış ve boynu vurulmuştu. Cihan Harbi bozgun lugu da o dar, aciz ve mürai zihniyetiyle tek başına Enver Paşa'dan mı bilinmeli? Enver Paşa'nın payına düşen hataları, bu kitabın karargâh faslında göster dim. Üçüncü kitapta da hatalarını tespite devam edeceğim. Şüphesiz o genç kumandan, çekinmeksizin üzerine aldığı vazifenin büyüklüğü nispetinde tarihe ağır mesuliyetle geçmiş bir şahsiyettir. Fakat tek mesul olamaz. Geniş bir görüşle denebilir ki bu büyük hailede her vatandaşa bile, bulunduğu içtimai mevkie ve aldığı vazifeye göre bir mesuliyet teveccüh eder. Hatta yanlış karar ve hareketleri mutavaatkâr bir sükûtla karşılamak dahi bu mesuliyetin hudutları içerisine girer. Bu sükût, şahsi menfaat güden bir riyakârlık eseri ise mesuliyet büsbütün ağır ve iğrenç olur. Hele Sarıkamış bozgunluğunda olduğu gibi sükûtla da kalmayarak felâketi örtbas etmeye ve hatta yaldızlamaya kalkışmak, açıkça bir hainliktir. İşte böyle düşünürsek, memlekette mürailer ve milletin yüksek menfaatlerini kendi şahsi menfaatleri için istismar eden bir tufeyliler zümresinin türeyip, üremesine meydan bırakmamış oluruz. Aksi halde bu zümre mensupları başlarına birini geçirirler yahut başkalarının iş başına getirdikleri şahsiyetlerin etrafına toplanırlar ve onların yıldızları parladığı müddetçe var kuvvetleriyle alkışlarlar. Bu sapık gidiş, kendilerini toptan uçurumun kenarına getirdi mi dün alkışladıkları şahsiyeti ortada bırakarak kendi başlarının çaresine bakarlar ve kendilerine riyakârlıklarla kandıracak yeni bir mesnet aramaya kalkışırlar. Bunun için de bütün olup biten şeylerde hiçbir dahl ve tesirleri, mesuliyetleri yokmuş gibi yeni vaziyete göre ayak uydurmayı kâfi görürler. Bunda gayet
Sayfa 406·Kitabı okudu
Tarih
Cihan Harbi'ne girişimizde, iç ve dış kuvvetlerin yaptığı tesirleri birinci kısımda teşrih ettim. Esasen harp içtimai bir hadise olduğu için, ferdi değil yine kendi nevinden içtimai müessirlerle -o da bir dereceye kadar- izah edilmiş olabilir. Şu halde dedelerimizin ve tarihin bize bir vediası olan koca Osmanlı camiası, dehşet verici zayiat ve sarsıntı ile parçalandıktan sonra, bu acıklı hailenin karşısında inhidamın sebeplerini ilim zihniyetiyle, bitarafane araştırmamız lazım gelirken, bütün mesuliyetleri bir veya birkaç şahsiyetin üzerinde teksif etmeye kalkışmak, bizim için hemen hemen o parçalanma, o inhidam kadar ağır ve korkunç bir hareket olur. Zira ister gaflet, ister karaktersizlik yüzünden olsun, bu türlü düşünceler bizde aynı hataları tekrarlamak istidadının hâlâ yaşamakta olduğuna delâlet edebilir. Biz harbe girdiğimiz sıralarda, hükümetimizin şekli “Meşrutiyet” idi. Meşrutiyet'in ruhu da derecesi ne olursa olsun milletin hâkimiyetidir. Cihan Harbi gibi muazzam bir hadiseye karışırken bu hâkimiyet kendisine mahsus teşkilâtıyla niçin kendini göstermedi. Milli Hâkimiyet mümessillerinin bu hâkimiyeti göstermek şöyle dursun, onu nasıl silik bir hale getirdiklerini ve meydanı keyfi ve şahsi hareketlerin inkişafı için nasıl boş bıraktıklarıni gördük. Şu halde harbe girişimizin ve girerken ve idare ederken düşündüğümüz hataların mesulü tek başına Enver Paşa veya onun heyet-i vükelâ arasından birkaç arkadaşıyla birlikte teşkil ettiği bir grup mudur? Yoksa bunları kendi başlarına bırakanlar mıdır? Milleti temsil mevkiinde bulunanlar, vazifelerini yapmak için milletten kuvvet alamadıklarını ispat edebilirlerse, mesuliyeti cemiyetimizin siyasi terbiyesinde aramak lazım gelir. Fakat millet mümessillerinin milletten kuvvet alamadıkları, bereket versin ki sabit değildir.
Sayfa 405·Kitabı okudu
Tarih
Haydarpaşa rıhtımına yanaşan vapurdan inerek istimbotla Sirkeci'ye döndük ve doğruca daireye gelerek isticvabları ve hâsıl ettiğimiz kanaati Sadık Bey'le birlikte imzalayarak Enver Paşa'nın yanına gittim ve şu yolda maruzatta bulundum: – Paşam! Esirleri isticvab ettik. Kanaatimiz, Rusların Boğaz'a torpil dökmek hakkındaki teşebbüslerini gösteriyor. Yalnız Amiral'in raporlarına bakılırsa, üç Rus torpido muhribi himayesindeki torpil gemisi Boğaz'a yakın olarak yakalandığı anlaşılıyor. Esirlerin isticvabından ise Sivastopol'e yakın bir yerde batırıldıkları çıkıyor. Acaba bunlar kaçmış ve bizim Yavuz da takip mi etmiş de orada yetişmiştir. Yoksa bizim donanma, Kırım sahillerine doğru açılmış da o civarda mı rast gelmiş ve Rus torpido muhriplerinin taarruzu üzerine mi mukabele etmiştir, anlaşılmıyor. Amiral Souchon, 27 ve 28 Birinciteşrin'de Ruslar, donanmamızın talim ve tatbikatını mütemadiyen taciz etti diyor. Nerede ne yapmışlardır? Muhasamaya nerede ve ne zaman başlamışlardır? Bu suallerin cevabını da ihtiva etmek üzere, Amiral Souchon'dan rapor istemekle beraber, Türk süvarilerinden de tahkikat yapılmasını ve bu suretle hakiki vaziyetin aydınlatılmasını muvafık bulurum. Aylardan beri Rusların Yavuz'u batırmak için binbir çareye başvurmuş olmalarına şüphe etmem. Fakat bir Alman amiralinin de şu günlerde üzerimize yaptıkları tazyiklere bakarak harp açmış olmasina da ihtimal vardır. Her halde hakikati ancak bizim zabitlerimizden öğrenebiliriz. Fakat şunu da ilâve edeyim ki harbi, Amiral Souchon dahi açmış olsa, benim kanaatim şudur: Ruslar da şu günlerde bir Sinop vakası gibi bir hadiseye karar vermişler ve buna göre üç torpido muhribiyle Pirot torpil gemisini vazifedar etmişlerdir. Enver -Teşekkür ederim diyerek isticvab kâğıtlarını ve raporlarımızı aldı ve şunu da
Sayfa 361·Kitabı okudu
Tarih