Oysa bir bilsek ki ihtiyacımız olanı vermek en kolay çözümdür sevgi en taştan kalpleri eritir en soğuk buzları kırar yok eder sevgimizi koşulsuzca akıttığımızda karşıdan beklemeden verdiğimizde bizim de içimizde bir dal yeşerir, çünkü sevgi en kurak toprakta bile yetişir en yüksek yamaçlarda karlar altında bile gelişir o öyle bir şey ki su istemez güneş istemez çünkü o kendinden beslenir ama bir o kadarda gözlerden saklanır sadece onu görmek isteyenlere görünür duymak isteyenlere sesini duyurur hissetmek isteyenlere kendini hissettirir tıpkı var olduğunu sadece inananlara belli eden bir melek gibi görmüyor olman olmadığı anlamına gelmez duymuyor olman senin sağırlığından hissetmiyorsan senin hissizliğindendir çünkü o aslında seni de herkesi de her şeyde içine alan bir evlendir kimseyi dışarda bırakmaz dışarıda bırakıldığında sanan biziz öyleyse neden herkeste ki her şeydeki güzellikleri görmeye kendimizi bu kadar kapatıyoruz gelin açalım kulaklarımızı duymaya gözlerimizi görmeye
Bilim adamları pireleri kavanoza kapatıp zıpladıkça cam tavana vurmalarını izliyorlar bir süre sonra kavanozun kapağını açıyorlar ama hiçbir pire artık o kadar yükseğe zıplamadığından hiçbiri kavanozdan çıkamıyor.. bunun ne demek olduğunu aslında en iyi Belgin anlatır ona diye geçiriyorum içimden öğrenilmiş çaresizlik ne demektir en iyi o bilir..
Yılbaşı zamanında sokaklarda satılan top top kırmızı çiçekleri olan dikenli yapraklı bir çiçek var meyveler o kadar kırmızı ve güzeldir ki yiyesin gelir ama normalde yenmezler yaprakların uçları da dikenlidir kokusu da yoktur ama bu haliyle bile muhteşem albenili görünür halbuki o güzel görüntülerin altında çok dikenli ve çok can acıtıcıdırlar… ( aman bu ne kadar iyi dediğim bir şey can yakıcı olabilir ya da ay bu ne çirkin dediğin bir şey harika olabilir)