Türkiye Cumhuriyeti; “halk egemenliğine dayanan, laik ve çağdaş” bir devlet olarak, uluslararası düzeyde yerini aldığı zaman, bu özellikleriyle de dünyanın pek çok yöresine örnek oluyordu. Zira hem halkının büyük bir çoğunluğu Müslüman olan ve hem de laik olmaya çabalayan bir başka ülke görülmemişti. Düşünün ki, İslamiyet ve laikliğin bir arada olup olamayacağı, günümüzde bile tartışılmaktadır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Nazilli İstasyonu'nda -burası fabrikasından dolayı en kalabalık, hareketli bir tren durağıdır- bir köy ressamiyle tanıştım. Tablolarını bekleme yerinde sergilemiş, satıyordu. Bu resimler cam üstüne yapılmış, altlarına beyaz kağıt yerleştirilerek paspartuya geçirilmişti. Hepsi de din mevzuunu ele almıştı. Mesela bir tanesinde İsmail'e, tam oğlunu boğazlayacağı sırada gökten kurban inişini tasvir ediyordu. Öbürü daha cüretli bir mevzu: Hazreti Muhammed Aişe'nin dizine yatmış, evinde uyuyor; odada misafir mi, yoksa zevcat-ı-tahire mi, kim oldukları bilinmeyen beş kadın daha oturmakta, hayran hayran peygamberin veçhine bakmaktadırlar. Yolcular durup durup o tabloları aynı hayranlıkla seyrediyorlar.
Görüyorsunuz ki müslümanlıktaki resim yapma, hele peygamberimizi fırça ile tasvir şekline getirme yasağı kendiliğinden kalkmış. Tabloları köylülerle kasabalılar satın aldıklarına ve duvarlarına astıklarına nazaran köy imamları ve eski sarıklılar ahkam çıkarmaya artık kalkışmıyorlar.
Laiklik rejiminin ilk eseri yahut tepkisi köylerde cami merakı olmuş. Vaktiyle, kırk sene evvel köylü cami bakımını ihmal ederdi; uzaktan köye baktınız mı, cami itinası dikkati pek çekmezdi; içleri temiz de tutulsa dışına fazla ehemmiyet verilmezdi. Şimdi köy mescitleri birbirleriyle müsabaka edercesine içten, dıştan mamur halde. Minareleri, şerefeleri, külahları, damları, duvarları, kiremitleri ekseriya pırıl pırıl. Camisiz köy yok gibi... Eskiden mescit yapılmamış olanlarda da yepyenileri yükselmiş; müşrif-i-harab olanları ise iyice tamir görmüş.
Kırk yıl sonraki iyi farklar ve yenilikler arasında, resim işine milli bir inkişaf olarak birinci planda yer ayırmak lazım geldiğini izaha hacet yok. Asırlarca hüsnühat ve tezyini sanatlarla iktifa etmek mecburiyetinde kalan kız ve erkek halk çocuğu şimdi, zaten cevherinde bulunan bir kabiliyeti artık muvaffakiyetle resim sahasında da gösteriyor. Bizi milletlerarası güzel sanatlarda galiba edebiyat, heykel vesaireden önce resim meşhur edecek.