Bir devletin mutluluğu paranın az ya da çok olmasıyla ilgili değildir. Bunu belirleyecek olan yöneticinin uyguladığı siyasettir; çünkü ancak yöneticinin uyguladığı siyaset bir ülkedeki sanayileşme ruhunu canlı tutabilir ve işgücü stoğunu artırabilir ki, gerçek güç ve zenginlik de budur. Parası giderek azalan bir ulus, hiç parası olmayıp da yavaş yavaş artmakta olan bir ulustan daha zayıf ve güçsüzdür.
Dolayısıyla en iyi banka, aldığı parayı kilit altında tutan ve elindeki hazinenin bir kısmını ticarete ayırarak dolaşımdaki nakit para miktarını hep aynı tutan bankadır.
İnsanlar ne kadar az eşya ve mülke sahipse, aralarında da o kadar az kavga çıktığı ve dolayısıyla onları yabancı düşmanlardan ya da birbirlerinden koruyup savunacak sabit bir polis veya otoriteye daha az ihtiyaç olduğu açıktır.
Diyarbakır taraflarında açların birbirlerini yediklerini Atatürk'ten dinlemişimdir. Arkadaşı Nuri Bey (Conker) cephe yoklukları içinde:
-Ot yok, et yok, diye aklını oynatmaya yüz tuttuğu için tedaviye gönderilmişti. Atatürk:
-Dua et bana, yoksa emekliye ayrılırdın, derdi.
Beyrut sokaklarında sabah vakti:
-Cuani, cuani, iniltisi ile can çekişen açların çöp arabalarına atıldığını ben görmüştüm.