Halkın kapısında kölelik bizi öldürdü!
Ekmek peşinde koşmak bizi öldürdü!
Geçim derdinden bir an bile kurtulamıyoruz!
Ey ölüm, gel!
Çünkü hayat bizi öldürdü!
Görebildiğim kadarıyla yirmi birinci yüzyılda yaşanan sorunlardan biri de bu. Çoğumuz ihtiyacımız olan bütün maddi şeylere sahibiz ve bu yüzden pazarlamacıların işi artık ekonomiyi duygularımızla ilişkilendirmek, şimdiye kadar ihtiyaç duymadığımız şeyleri istememizi sağlamak. Yılda otuz bin sterlin kazanan kendini yoksul hissediyor. Yalnızca on ülke görmüşsek, kendimizi yeteri kadar seyahat etmemiş gibi hissediyoruz. Tek bir kırıştığımız olduğunda, yaşlı hissediyoruz kendimizi. Resmimiz fotoşoplanmamış ya da filtrelenmemişse çirkin hissediyoruz.
Asırlar boyunca umutsuzluğumu acıyla karıştırmışım. En ağır acılarla bile birkaç yıl içinde baş edebilirler. Üstesinden gelmeseler bile birlikte yaşamayı öğrenirler. Bunu başka insanlara yatırım yaparak, dostluklar kurarak, aileleri sayesinde, bir şeyler öğrenip öğreterek sevgi yoluyla başarırlar.
Öyle. Bin dokuz yüz on dokuzdaki Versailles Antlaşması nasıl Hitler’in bin dokuz yüz otuz üçte başa geçmesinin önünü açtıysa senin vereceğin yanlış kararlar da gelecekte yakanı bırakmaz. Yani şu anda yaşadığımız her anın bedelini gelecekte öderiz. Tek bir yanlış dönemeçte kendini kaybolmuş bulabilirsin. Şu anda yaptığın hiçbir şey buhar olup uçmaz. Gelip seni bulur. Hiçbir şey yanıma kar kalmaz.