Bir gayenin elde edilmesi onun cazibesini dağıtır. Buna cinsel arzunun gayesi de dahildir: "aşık olan herkes sonunda eriştiği hazzın ardında olağandışı bir hayal kırıklığı yaşar." Bütün bunların sonucunda varacağımız nokta mutlak tatmin diye bir şeyin olmayacağıdır. İnsanlar iflah olmaz derecede yerlerinde duramayan yaratıklardır. "Tatmin edilmiş her arzu yeni bir arzunun doğumuna neden olur. " Dolayısıyla Schopenhauer'in kast ettiği anlamda bütün isteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı ortadan kaldırabilecek erişilmiş belli bir mutluluk yoktur ve zaten hiç kimse uzun süre hayatta kalamayacaktır. Ancak buna rağmen biz sanki hem kalıcı hem de her şeyi halledecekmiş gibi mutluluk dediğimiz şeyin peşinden koşmaktan geri durmayız.
Saatler ne kadar hosca gecirilirse o kadar cabuk tukenir, ne kadar aciyla gecirilirse o olcude uzadikca uzar, gecmek bilmez, cunku muspet mahiyete sahip olan sey zevk degil acidir, onun bizzat mevcudiyeti kendisini hissettirir. Benzer sekilde eglendigimizde degil, sıkıldıgımızda zamanın farkına varırız.
Hayatimizin belli gunlerinin mutlu oldugu, dikkatimizi ancak bunlarin yerini mutsuz gunler aldiginda ceker. Zevkler ve hazlar arttikca bunlara karsi duyarliligimiz azalir; alistigimiz seyleri artik bir zevk olarak hissetmeyiz. Fakat aciya duyarliligimiz tam da bu sekilde artar; cunku alistigimiz seyin(kökünün) kesilmesini aci bicimde hissederiz.
Deneyimi basa koymak, minimalizm, sade yasam ya da ortalama rahatlik surduren herkesi bu kitaptaki nihai ve en onemli yenilikci yasam tarzina daha cok yakinlastirir.
Fakat isin asli biz o kadar cok calismak istemiyoruz! Zaten simdi bile istedigimizden fazla calisiyoruz. Oturma odasinda kitap okuyarak cocuklarla vakit gecirmeye bayiliyoruz. Cocuklar yattiktan sonra biraz televizyon seyretmek hosumuza gidiyor. Parka gitmeyi, arkadaslarla bulusmayi, mutevazi tatiller yapmayi ve genel olarak rahatlamayi seviyoruz. Kariyerlerimizde ilerlemek muhtemelen daha fazla is, daha fazla sorumluluk, daha yogun stres ve cocuklar oturma odasinda daha az vakit anlamina gelecek.