Fatma Nur Uysal'ın on beş öyküsünden oluşan kitap "Duasını zırh bildiğim anneme..." şeklinde ithaf edilmiş.
Mutluluğun hikâyesi olur mu diye meşhur bir soru vardır. Sevinçler alânen söylenir. Paylaşması güzeldir. Hele hele bizi çekemeyenler varsa daha bir keyiflidir. Ancak insanı bir köşeye çeken dertler anlatılmaz, öyküye dönüşür. İlla ki yaşanacak diye bir şey yok. Sanatçı, çevresindeki var olan ve muhtemelolumsuzluklara duyarlı bir yapıya sahiptir. "Miyase Çıkmazı"nda yazar toplumda hayatın sillesini yemiş, kabuğuna çekilmiş, geçmişiyle hesaplaşan, acısını yaşayan insanları ele almış.
Evlilik hayali kuran bakkalın gerçekle yüzleşmesi, iftiraya uğrayanın inzivaya çekilişi, hayatta kalabilmek için kuma gitmeye razı olmak, engelli oluşun getirdiği dışlanma hâli, çocuğu ölen bir kadının acısı, aile kavgasının çocukta bıraktığı iz gibi kendimize yanıp görmediğimiz fakat toplumda yer alan sıkıntılar.
"Ses-sizlik" öyküsünde korkularını yenebilen bir karakter diğer öykülerden farklılık taşır.
Öyküler genellikle iki katmandan oluşmuş. Anlatılan zaman kısa bir andan oluşuyor. Anın içinde geriye dönüşler yer alıyor. Hayattaki bir kesitin travmaya dönüşünü gösteren öykülerde bazen bir kapının "küüüüt" diye çarpılışı bazen de kapı zilinin çalınışı anlatılır.
Yazarın kendine özgü güzel benzetmeleri metinlere zenginlik katmış.
"Oyalamış durmuş. Annem de oyalacanak kadar oya biliyormuş." ( Tığ )
"Yarı felçli çocukluğumu bir çuvala koyup üzerine taş bastırmıştım." ( F/elek )