Kenan Sarıalioğlu

Kenan Sarıalioğlu

YazarDerleyenÇevirmenEditör
7.9/10
6,5bin Kişi
·
33bin
Okunma
·
27
Beğeni
·
2.833
Gösterim
Adı:
Kenan Sarıalioğlu
Unvan:
Türk Şair, yazar ve çevirmen
Doğum:
Trabzon, 22 Kasım 1946
Of Merkez İlkokulu (1958), Ankara Yenimahalle Lisesi (1966), İ.Ü. Edebiyat Fakültesi (1979) mezunu. KTÜ Trabzon Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi (1984-1987), Güneş gazetesinde yurt haberleri servisi şefi (1988-1989), Trabzon Belediyesi’nde Kültür Müdürü (1990-1995), Trabzon İl Kültür Müdürü (1996-1997), Gümüşhane İl Kültür Müdürü (1998-) olarak görev yaptı. Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.

Sarhoş ve Gece adlı ilk şiiri Yeditepe dergisinde (Şubat 1972), sonraki ürünleri de Dergâh, Kıyı, Nar, Edebiyatta Eleştiri, Güldiken, Bahçe, Cumhuriyet Kitap, Yeni Biçem, İnsan vd. dergilerinde yayımlandı.

Gecekonduda Ölüm şiiri Ferhat Tunç tarafından bestelendi. Şiirlerinin bir bölümü yabancı dillere çevrildi.

Başlıca Eserleri:
Şiir:
Metafizik ve Gülümseme (1993),
Ayna Rubaileri (1995).

Deneme:
Issız İnsan Ormanında (1999),
Materyalizm ve Ahlak (1999).

Çeviri:
Cân Yücedir Göklerden, Mevlânâ (Dünya Kitapları, 2005);
Hiç kimse ve Dolunay, Mevlânâ (İyi Şeyler Yayıncılık, 1999);
Gülistan, Sadi-i Şirazi (Bordo Siyah, 2005);
Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine, Emil Michel Cioran (Gendaş Yayınları, 2001);
Gül Işığı, Hafız (İyi Şeyler Yayıncılık, 2000);
Hiçliğin Doruklarında, Emil Michel Cioran (Bilim ve Sanat Yayınları, 2006);
Ateş ve İpek, Sadi-i Şirazi (İyi Şeyler Yayıncılık, 1999);
İnsan Çoğul ve Tekbaşına, F. Nietzsche (Kırmızı Yayınları, 2006);
Kahraman Sokrates Nietzsche, Michel Guerin (Dharma Yayınları, 2006);
Varolma Eğilimi, Emil Michel Cioran (Gendaş Yayınları, 2002);
Sabahın Gizeminden Doğanlar, F. Nietzsche (Opus)
"İyi düşünün.
Bu yılınızı iyi geçirdiniz mi?
Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi?
Bu yıl hiç gün ışığı ile uyandınız mı?
Kaç kez güneşin doğuşunu izlediniz?
Bir neden yokken kaç kişiye hediye aldınız?
Kaç sabah yolda bir kediyi okşadınız?
Bu yıl yeni doğmuş bir bebek parmağınızı sıkıca tuttu mu hiç?
Ve siz onu hiç kokladınız mı?
Yaz gecelerinde ne çok yıldız olduğuna hiç şaşırdınız mı?
Kendinize bu yıl kaç oyuncak aldınız?
Kaç kez gözlerinizden yaş gelene kadar güldünüz?
Yaşlı bir ağaca sarıldınız mı bu yıl?
Çimlere uzandığınız oldu mu?
Çocukluğunuzdan kalan bir şarkıyı söylediniz mi hiç?
Hiç taş kaydırdınız mı bu yıl?
Kaç kez kuşlara yem attınız?
Bir çiçeği dalındayken kokladınız mı?
Bu yıl kaç kez gökkuşağı gördünüz?
Ya da hediye alan bir çocuğun gözlerindeki ışığı? Kaç kez mektup aldınız bu yıl?
Eski bir dostunuzu aradınız mı hiç?
Kimseyle barıştınız mı bu yıl?
Aslında mutlu olduğunuzu kaç kez fark ettiniz bu yıl?
İyi bir yılın, bunlar gibi birçok "küçük şey”e bağlı olduğunu,
Hiç düşündünüz mü bu yıl?
Yeni yılda düşünün.
Yayılın çimenlerin üzerine
Acele edin
Er yada geç
Çimenler yayılacak üzerinize."
83 syf.
·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Kum ve Köpük kitabını yorumladım: https://www.youtube.com/watch?v=y9UvosnlMJc

10 üzerinden 10 puanı nadir olarak veririm. Çünkü gerçekten hak eden kitaplara verilmesi gerektiğini düşünürüm ve bu kitap benim için sonuna kadar hak etti diyebilirim. Neden mi?

Askerliğimi yaparken hiç muhabbetimiz olmayan arkadaşlarla bu kitabın içinde bulunan aforizmaları tartıştığımız oluyordu. Çay ocağımızda komutanların davranışları yerine Halil Cibran'ın aforizmalarının konuşulduğu bir dönem olmuştu.

Ben okuyordum : "Sadece bir keresinde dilsiz kaldım. Biri bana; "Kimsin sen?" diye sorduğunda." Karşımdaki uzun dönem arkadaşım bugüne kadar hiç böyle cümleler okumadığını söylüyordu, beraber saatlerce Halil Cibran üzerine kafa patlatarak geçiriyorduk zamanımızı.

"İnsanlık; ezelden ebediyete doğru akan bir ışık nehridir." diyordu Halil Cibran. Karşımdaki arkadaşım bön bön bakıyordu. Yahu ne diyor bu adam diyordu bana. Ben de anlatıyordum ona öncesizlik ve sonrasızlığın, ışık prizmasının içinden geçen beyaz ışığın bütün renklere ayrılmasının, Pink Floyd diye bir grubun var olmasının güzelliğini anlatıyordum. Şaşırıyordu tabii, hayatında ilk kez duyduğu cümleleri söylüyordum. Ama ortak bir noktamız vardı, benim de hayatımda okuduğum en düşündürücü cümleleri içeren bir kitap tutuyorduk elimizde.

"Cennet işte orada, kapının arkasında, yan odada; ama ben anahtarı kaybettim. Ya da belki de sadece nereye koyduğumu unuttum." Bu cümleleri okurken cennetin kolay elde edilebileceğini düşünenlere yöneltilen bir eleştiri olduğunu anlıyorduk ama işler bu kadar basit değildi. Cibran kesinlikle iki insanı ortak noktada buluşturan bir köprüydü, hiç tanımadığım bir insanı bana kendi cümleleriyle tanıtan bir insandı. Çünkü çoğu kişi cennetin anahtarını elinde tuttuğunu sanırdı.

Hepimiz kutsal dağın zirvesini arıyorduk kendisinin de dediği gibi, Maslow ihtiyaçlar hiyerarşimizin en yüksek noktasına tırmanmayı hedefliyorduk. Geçmişi bir harita olarak mı yoksa bir rehber olarak mı görmeliydik? Geçmişinden kurtulamayanlar için zor sorular soruyordu Cibran.

Avuçların altın ile dolu olduğunda dua etmenin imkansızlığını, ağızlar yemek ile dolu olduğunda şarkı söylemenin imkansızlığını, evlerimizin pencerelerine bir de Doğu penceresi açarak dünyanın biraz Doğu ile de ilgilenmesini anlatmaya çalışan bir adamdı bu Cibran.

Benim için yeri çok ayrıdır, birbirini hiç tanımayan iki insanı sadece cümleleriyle birleştirebilmiş bir insandır. Belki de çay ocağında bir daha hiç konuşulmayacak cümlelerin sahibi olan insandır. Güzel insandır vesselam.
64 syf.
·1 günde·5/10 puan
Nasıl meczup olduğumu bilmek ister misiniz?

Ermiş ile tanıdım Halil Cibran'ı muhteşem derinlikte bir kitaptı. Ardından aynı hevesle Ermişin Bahçesi'ni okudum ama devam niteliğinde olduğunu düşünmekte yanılmışım, aynı etkiyi bırakmadı.

Ama yazarın kalemini begeniyorum ve bir cümle ile dakilarca düşündürme yetisi var.
Bu yüzden Meczup okumaya karar verdim.

Meczup, sözlük anlamının deli olduğunu biliyordum. Ama bu eserde daha çok Tanrı sevgisiyle aklını yitirmiş, Tanrı aşığı anlamı işlenmiş.

Kitap kısa öykülerden oluşuyor. Kısa olduğuna bakmayın içinde bir kaç öykü var ki; gerçek duygu ve düşüncelerinizi ele geçiren türden.
#99832499 bu alıntım da bunun bir örneği. En beğendiğim öyküsü ise "Nar".

______spoiler______
Susamıştım- içmek için bana kanımı verin, diye size yalvarmıştım. Çünkü, bir meczup kendi kanundan başka neyle giderebilir ki susuzluğunu?
Dilsizdim, açılmış yaralarım aracılığıyla konuşmak istedim.
Günlerinizin ve gecelerinizin tutsağıydım- ve daha engin gündüzlere ve gecelere doğru bir kapı aradım. (Çarmıhtaki adam) öyküsünden alıntıdır.

Eğer benim gibi kısa roman veya öykü severseniz ya da bir geçiş eseri okumak isterseniz meczup tam aradığınız eser.

Tavsiye ediyor, kitaplı günler diliyorum...
288 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10 puan
https://m.youtube.com/...ykkJUhG1_NA&t=7s Selam kitapçokseverler. Bu bölümümüzde 20. yüzyılın önemli polisiye klasiklerinden, kilitli oda ya da imkânsız suç gizemi olarak anılan türün ilk örneklerinden, Gaston Leroux'nun Sarı Odanın Esrarı yapıtı üzerine sohbet ediyoruz.

Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle.

okursohbetleri@gmail.com üzerinden görüş ve önerilerinizi bekleriz.

Sevgiler.
83 syf.
·1 günde·7/10 puan
Herkese merhabalar. Kitap her ne kadar bazı şiir ve aforizmalardan oluşuyor olsa da, ben kitap ve yazarı olan Halil Cibran hakkında birkaç düşüncemi aktarmak istiyorum.

Halil Cibran kendisini şöyle tanımlıyor:"Ben ne bir sanatçı, ne de bir şairim. Ben bir sisim;her şeyi örten ancak hiçbir zaman bir araya getiremeyen bir sis."

Kitabı okurken Halil Cibran'ın sisi beni de kuşattı ve çepeçevre sardı.

Daha önce Kafka ve Friedrich Nietzsche'nin aforizmalarını içeren kitaplarını okumuştum. Kum ve Köpük o eserlere göre daha çok beğendiğim bir eser oldu. Beni birçok şeyi düşünmeye sevk etti. Günlük hayatımızda birçok yanlış düşünce ve eylemlerimiz oluyor. Halil Cibran, Kum ve Köpük'de tamamen bu yanlışlıkları düzeltebilmek için çaba sarf etmiş. Kum ve Köpük, eğitici ve düşündürücü yönü çok yüksek;diğer aforizma kitaplarına göre çok daha nitelikli bir eser bence.

Doğuştan gelen ve tercihini yapamadığımız özelliklerimiz bazen bizi mutlu ediyor, bazense üzüyor. Bazen kıskançlık yapıyoruz ama şunu bilmiyoruz ki birini kıskanmak onu yüceltmiş olmaktır. Başkalarını kınayıp, onların yaptığı yanlışları tekrar ediyoruz. Ne kadar büyük ve aslında ne kadar küçük olduğumuzu çoğu zaman unutuyoruz. Bazı yanlışları doğru, bazı doğruları ise yanlış zannediyoruz.Cibran, bu yanlışlarımızı çok başarılı bir şekilde yer yer doğadan ve insanlar dışındaki canlılardan örneklemeler yaparak işlemiş.

Ayrıca kitapta;tanrı, melek, şeytan, dost, dostluk, sevgi, aşk, gerçeklik, zenginlik, yoksulluk gibi kavramlar sık sık karşımıza çıkıyor.

İncelememi kitaptan yapacağım birkaç alıntı örneği ile tamamlamak istiyorum.

~En zengin kişiyle en yoksul kişi arasındaki fark bir gün boyu süren açlıkla, bir saatlik susamışlıktan fazla değildir.~

~Ey tanrım! Tavşanı bana av yapmadan önce, beni aslanlara av yap. ~

~Eğer yüreğiniz bir volkansa, avuçlarınızda çiçekler açmasını nasıl bekleyebilirsiniz? ~

~Dediklerine göre bülbül aşk şarkıları söylemeden evvel yüreğine diken batırırmış. Eh, biz de öyle yaparız. Yoksa nasıl şarkı söyleyebilirdik? ~

~Ölüm, yaşlılara yeni doğmuş bebeklere olduğundan daha yakın değildir;yaşam da öyle.~

İncelememi okuduğunuz için teşekkür ederim. :))
64 syf.
Ben en son bir kır düğününde herkes pistte çılgınlar gibi halay çekerken, masada yalnız kalınca hissetmiştim :)

Herkesin asistanı olduğu hocaya biat ettiği bir çağda, hocamın haksızlık ettiği öğrencinin hakkını ararken de meczup gibi hissetmiştim, delilik bende kaldı :)

Kalabalık bir ortamda otistik bir çocuğun çığlıklarına eşlik ederken de böyle hissetmiştim, meczup gibi...

Bütün kitaplarımı kolileyip, kış günü yollara düştüğümde de, annem bana delirdin mi kızım demişti, delirmemiştim, bir ilçede ki okul kütüphanesinin bana uzattığı yardım eliydi bu, çünkü çocuk tebessümü bağımlılığı var bende...

Kimsesi olmadığı için poliklinik poliklinik gezdirdiğim teyzenin, kim olduğunu bilmediğimi söylediğimde de iş arkadaşlarım bana deli misin demişti, git ve dinlen...Deli değildim, aksine insanlar delirmişti...

Genellikle kalabalığın uyduğu bir düzene eyvallah demediğinizde, herkesin aynı yöne doğru yürüdüğü bir yolda ezilmeyi ve omuzlarınızı çarpa çarpa yürümeyi göze aldığınızda bunu hissedersiniz... Halil Cibran, bunu içtikleri su ile deliren halkın kralının da aynı sudan içerek yeniden krallığına kavuşmasını anlattığı öyküsünde çok güzel ifade etmiştir.

Hayata tersten bakmak ve aykırı davranmak değildir bu, davranışlarını bir kalıba döken çoğunluğun dayatmalarına teslim olmamaktır.

Eser kısacık, bir kahve molasında bitirebilirsiniz, fakât bahsettiği hakikâtler birkaç güne sığacak gibi değil.

“Kutsa, maskelerimi çalan hırsızları kutsa!”

Meczup olmak biraz da insanın kendi yalın gerçeğiyle yüzleşebilme cesaretidir. İyilik kötülüğe bürünmüşse bu bir trajedidir, kötülük iyiliğe bürünmüşse bu riyadır...

Allah'u Tealâ kulunu her haliyle görüyorsa iyilikten ve kötülükten yana ümit vardır. Zerre kadar iyilik asla zevale uğratılmaz, kötülüğün de afvı mümkündür...Şükredecek ne çok şeyimiz var...

"Görüntüm ise, üzerimde taşıdığım, beni senin merakından ve seni benim ihmalimden koruyan, özenle örülmüş bir giysiden başka bir şey değildir."

Biraz da saklanmamaktır meczup olmak, herşeyi sonuna kadar bilinsin kim ister, yahut bir başkasına hakettiği ilgiyi gösterememeyi...Dürüstlüğünüz, ileride ki doğrularınızı destekleyecek ve onaylayacaktır.

Yedi benlik öyküsü dahiyaneydi, okumak isteyenler sırf bunun için bile edinmeliler bu eseri...Sır :)

Cibran'ın okunur okunmaz anlaşılamayan kendine has ûslubunu ve derinliğini her okurun bir parça tatmasını dilerim...

Keyifle okuyun efendim. :)

Derin saygımla...
56 syf.
·3 günde
Ermiş'ten sonra Ermiş gibi bir kitap olacağına dair umutlarla okuyunca biraz hayal kırıklığına uğradım demeliyim. Halil Cibran harika bir yazar, eşsiz bir kişilik. Dili öyle naif ki kitapları da gerçekten bunu hissettiriyor size. Hikmet ehli bir insanla diz dize oturmuş sohbet ediyor gibi oluyorsunuz. Tadına doyulmuyor. Kısacık kitaplarda az sayfa az söz ile bize nadide hayat dersleri veriyor. Ne mutlu bunları bir öğüt diye alıp yüreğinde sindirene, ne mutlu hayatı anlamak yolunda böyle güzel kitaplarla karşılaşanlara.

Ermişin Bahçesi' ne gelirsek, bu kitap Ermiş'ten sonra doğal olarak büyük umutlarla beklenecek bir kitap, ama Ermiş'in büyüsüne öyle kapılmışım ki, beklentiyi öyle yüksek tutmuşum ki tam aradığımı buldum dersem yalan söylemiş olurum. Elbette yine şu kısacık kitap içerisinde insana katan çokça değer var. Okunulası, tekrar okunulası ve ardından yavaşça sindirilesi bir kitap. Sakın ola Halil Cibran kitapları kısa oluyor diye çantaya at çık toplu taşımada oku yapmayın. Bu kitap sakin bir kafayla, kendinizi huzurlu hissettiğiniz yerlerde okunulmayı hak ediyor. Kısaca konusundan bahsedecek olursam; ilk kitap olan Ermiş'te geçen El Mustafa karakteri bu kitapta evine dönüyor, burada kendi bahçesinde geçirdiği anlar ve yine hayata dair ders niteliğinde hikmetli cümleler. Keyifli okumalar dilerim.
83 syf.
·3 günde
Bazı kitaplar var, bir kez okunup kaldırılan. Bazı kitaplar var, ikinci kez okunmak için zaman kollanan. Bazı kitaplar da var sürekli el altında bulundurulan. Canımız sıkıldığında ya da mutlu olduğumuzda açıp birkaç sayfa okunan. Her okunduğunda farklı anlamlar çıkarılan, okundukça zevk alınan, zevk alındıkça okunan. Bir çağlayan gibi insanın yüreğini soğutan, bir dağ başı yalnızlığının ferahlığını yaşatan, bir deniz mavisinin dinginliğini sağlayan, bir ormanın uğultulu sesinde insanın ruhunu rahatlatan.  
• • •
İşte Halil Cibran’ın “Kum ve Köpük” adlı aforizmaları da bu kitaplardan biri. Cibran, daha kitabın birinci sayfasında, “Sonsuza dek yürüyeceğim bu kıyılarda, kum ve köpük arasında. Gelgitler izleyecek ayak izlerimi. Ve rüzgâr dağıtacak köpükleri. Ama deniz ve kıyı kalacaklar sonsuza dek” derken her bir sözünde alıp götürüyor sizi, uzaklara ta uzaklara. Sevgiden aşka, dostluğa, yaşama, güzelliğe, doğaya, inanca, duygulara, sanata ve insanlığın hallerine doğru götürüp getiriyor.
• • •
Doğrusu aforizmaları okudukça düşünüyor, düşündükçe de tekrar tekrar okumak istiyorsunuz. Bazen bir kitapta anlatılabilecek bir konunun bir sözde özetlendiğine şahit oluyorsunuz. O nedenle her bir sözü hemen okuyup geçemiyorsunuz. İsteseniz de istemeseniz de üzerinde uzun uzun düşünmek istiyorsunuz. Haliyle “Kimse gecenin yolunu yürümeden şafağa ulaşamaz” sözünde de ifade edildiği gibi düşünmenin yolunu yürümeden kitabın sonunu getiremiyorsunuz.
• • •
Gerçekten de Cibran’ın her bir sözünde onun şairane sesi, insanı özgürleştiren bilgeliği, yaşamı anlamaya yönelik derinliği kulaklarınızda çınlıyor. “Yaşamın yüreğine ulaştığında her şeyde bir güzellik bulacaksın; güzelliği göremeyen gözlerde bile” sözünü düşündüğünüzde kitabın güzelliklerini keşfedebilmek için sürekli okuyarak onun yüreğine doğru yol almanız gerekiyor. Okumaya doyum olmayan, düşünen ve üretenlerin yüreğine dokunan bu kısa eseri tüm okurlara mutlaka okumalarını tavsiye ederim. Bir kez değil hem de pek çok kez.
 
Keyifli okumalar dilerim! 
64 syf.
·10/10 puan
Yeni bir yazar keşfet bölümümün bu günkü konuğu Halil Cibran İlk kez okudum.

Kitapta vaftiz, kutsamak, İsa gibi kelimeler görünce şaşırdım neler diyor bu adam dedim. İsminin Halil olmasına aldandım. Şahsen kendisini Türk zannediyordum. Ancak Lübnan asıllı Amerikalı felsefe yazarıymış. Cahilliğime doyamıyorum.

Kitap küçük hikayelerden oluşuyor ancak bildiğimiz hikayeler değil bunlar.

İnsanın düşünce kapılarını sonuna kadar aralayıp, içerideki güneşin ruhumuza yansımasını sağlıyor. İncecik bir kitap ancak düşüne düşüne anlayarak okumak gerektiğinden 300 sayfalık kitaba eşdeğer.

Belki ben anlatamam diye düşündüğümden böyle bir alıntı ekliyorum.

Üç karınca, güneş altında yayılmış uyuyan bir adamın burnunda karşılaştılar. Her biri kabilesinin geleneklerine göre birbirleriyle selamlaştıktan sonra, biraz çene çalmak için orada durdular.

Birinci karınca söze başladı:
''Bu tepeler, bu vadiler bugüne kadar gördüğüm en boş yerler; bütün gün tek bir tohum aradım, ama boşuna.''

İkinci karınca şöyle dedi:
“Ben de, her köşeyi, her aralığı yokladımsa da, bir şey bulamadım. Sanıyorum, halkımın ‘hiçbir şeyin bitmediği kımıldayan kumlar’ dediği şey budur!”

Bunun üzerine, üçüncü karınca başını kaldırdı ve şöyle dedi:
“Dostlarım, biz şimdilik Ulu karıncanın burnunda duruyoruz. Güçlü ve sonsuz bir karınca, gövdesi tümünü göremeyeceğimiz kadar büyük, gölgesi bizim sınır çekemeyeceğimiz kadar geniş, sesi bizim duyamayacağımız kadar kuvvetli; her yerde var olan yüce güçtür o.” (Ulu karınca sanırım karıncaların tanrısı oluyor.)

O anda, adam kımıldadı ve uykusunda elini kaldırıp burnunu kaşıdı. Üç karınca da ezildi.

Eğer sizde Halil Cibran'la benim gibi tanışmamış iseniz tanıştırayım https://yadi.sk/i/d-W3_JAs3QeHn9
64 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Doğrusu bu kitaba inceleme yazmak oldukça zor bana göre. Kendimi okyanusun kıyısında yüzen biri gibi hissettim. Sonsuz görülen bir derya var önümde.

Cibran bilgeliğini, pastoral duygularını; edebi, sanatsal ama daha çok felsefi bir dille anlatmış.

Bu anlamda kitap; bir şiir kitabı mı, düz yazı mı, aforizma mı, melankolik bir masal kitabı mı? Okuduğunuzda adını siz koyacaksınız. Ama şunu söylemeliyim ki 1 kez okunup tamam işte bu, bu kitaptan bunu anladım denebilecek bir kitap değil. Mecazi anlatımlar içine saklanmış gerçeklikleri bulabilmek için defalarca okunması gereken bir kitap.

Peki Delilik, Huzuru Bulmak ve Özgürlük müdür ?

İyi okumalar
72 syf.
·Beğendi·9/10 puan
'Hayır, bunlar uzak bir yıldızdan düşmüş göktaşlarının izleri!' derler.
Ama sen, dostum, çok iyi biliyorsun ki, bunlar bir gezginin ayak izlerinden başka bir şey değil!

-.-.-.-.-.-

Belki de rüzgar bir dal diğer dala sarılsın diye esiyordur? Karşımızdakini belki de gördüğümüz kadar yorumluyor, anladığımız kadar biliyoruzdur bazı şeyleri...
Tam olarak bir saatte bitirdim. Ne eksik ne fazla.
Birbirinden bağımsız öykülerden oluşmakta kitap. Kısa ama derin anlam içeren cümleler oluşturabilmek herkesin harcı değil bana göre. Bunu kolaylıkla eline yüzüne bulaştıran yazarlar var. Oysa Halil Cibran kelimeler ile dans etmiş desem yeridir. Dolayılı yoldan kimi zaman da doğrudan bize demek istediğini anlatmış. Oldukça keyif vericiydi.
En büyük şansım sanırım 8. basıma denk gelmiş olmak. Neden diyecek olursanız; okuduğum kitaplarda başkaları hangi cümlelerin altını çizmiş diye bakmayı severim. Alıntılar kısmına göz atarken fark ettim ki bazen bir iki kelimenin sırasının değişmesi, aynı anlamı taşıyan kelimenin hangisinin kullanıldığı cümleyi çok değiştiriyor. Bana göre şairane cümlelere denk geldiğim hoş bir kitaptı.
Keyifli okumalar dilerim...

Yazarın biyografisi

Adı:
Kenan Sarıalioğlu
Unvan:
Türk Şair, yazar ve çevirmen
Doğum:
Trabzon, 22 Kasım 1946
Of Merkez İlkokulu (1958), Ankara Yenimahalle Lisesi (1966), İ.Ü. Edebiyat Fakültesi (1979) mezunu. KTÜ Trabzon Eğitim Fakültesi’nde öğretim görevlisi (1984-1987), Güneş gazetesinde yurt haberleri servisi şefi (1988-1989), Trabzon Belediyesi’nde Kültür Müdürü (1990-1995), Trabzon İl Kültür Müdürü (1996-1997), Gümüşhane İl Kültür Müdürü (1998-) olarak görev yaptı. Edebiyatçılar Derneği, Türkiye Yazarlar Sendikası üyesidir.

Sarhoş ve Gece adlı ilk şiiri Yeditepe dergisinde (Şubat 1972), sonraki ürünleri de Dergâh, Kıyı, Nar, Edebiyatta Eleştiri, Güldiken, Bahçe, Cumhuriyet Kitap, Yeni Biçem, İnsan vd. dergilerinde yayımlandı.

Gecekonduda Ölüm şiiri Ferhat Tunç tarafından bestelendi. Şiirlerinin bir bölümü yabancı dillere çevrildi.

Başlıca Eserleri:
Şiir:
Metafizik ve Gülümseme (1993),
Ayna Rubaileri (1995).

Deneme:
Issız İnsan Ormanında (1999),
Materyalizm ve Ahlak (1999).

Çeviri:
Cân Yücedir Göklerden, Mevlânâ (Dünya Kitapları, 2005);
Hiç kimse ve Dolunay, Mevlânâ (İyi Şeyler Yayıncılık, 1999);
Gülistan, Sadi-i Şirazi (Bordo Siyah, 2005);
Doğmuş Olmanın Sakıncası Üzerine, Emil Michel Cioran (Gendaş Yayınları, 2001);
Gül Işığı, Hafız (İyi Şeyler Yayıncılık, 2000);
Hiçliğin Doruklarında, Emil Michel Cioran (Bilim ve Sanat Yayınları, 2006);
Ateş ve İpek, Sadi-i Şirazi (İyi Şeyler Yayıncılık, 1999);
İnsan Çoğul ve Tekbaşına, F. Nietzsche (Kırmızı Yayınları, 2006);
Kahraman Sokrates Nietzsche, Michel Guerin (Dharma Yayınları, 2006);
Varolma Eğilimi, Emil Michel Cioran (Gendaş Yayınları, 2002);
Sabahın Gizeminden Doğanlar, F. Nietzsche (Opus)

Yazar istatistikleri

  • 27 okur beğendi.
  • 33bin okur okudu.
  • 437 okur okuyor.
  • 10,6bin okur okuyacak.
  • 125 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları