Her ne kadar film gerçekten gösterilmekle görülmek üzere orada bulunmaktaysa da, projeksiyonun koşulları ve anlatısal uzlaşımlar izleyiciye özel bir dünyaya bakıyor olma yanılsamasını verir. İzleyicilerin sinemadaki konumu, başka şeyler arasında en açık biçimde, onların teşhirciliklerinin bastırılışı ve bastırılmış arzunun oyuncuya yansıtılması halidir.
Freud’un kuramları kimi zaman sanatçıların bilinçdışına inmek için kullandıkları bir araca ve yapıtlarını besleyen öğelere dönüşmüş, kimi zaman ise direk kuramların kendisi sanatçılar tarafından yapıtlara dönüştürülmüştür.
Dışavurumculuk’un asıl amacının sanatçının duygularını ve iç dünyasını, renk, çizgi, düzlem ve kütle aracılığıyla dışa vurması olduğunu hatırlayacak olursak psikanalitik öğretiye çok da uzak olmadığı gözden kaçmaz.