"Tanrı'ya şükürler olsan," diye fısıldadı. "Dualarımı bütün bu yıllar boyunca O'nun dualarımı duymadığını dü-şünmüştüm, ama meğerse O beni hep dinliyormuş, sadece O'nun iradesinin gerçekleşmesi için, O'nun zamanlamasını beklemek gerekiyormuş."
Söyleyecek başka bir şey yoktu, ne ona ne de diğerlerine. Hiçbiri gözlerimin içine bakamıyordu ve ben de onlardan yükselen husumet dalgasını hissedebiliyordum. Önceleri, bana gülüyorlar, cehaletimden ve yavanlığımdan dolayı Deni küçük görüyorlardı; şimdi de, bilgimden ve kavra-na yeteneğimden ötürü benden nefret ediyorlardı. Neden? anrı aşkına, bunlar benden ne istiyorlardı?
Böbürleniyor görünmek istemem ama Alicia Berenson'a yar-dım edebilecek niteliğe sahip tek kişi olduğumu düşünüyordum.
Ben bir adli psikoterapistim ve toplumun en zarar görmüş, en incinebilir insanlarından bazılarıyla çalıştım. Ve Alicia'nın hikâ-yesindeki bir şey içimde yankı bulmuştu: En başından beri ona yönelik derin bir duygudaşlık hissediyordum.
"Buna saygı duymalısın," diyor Oskar. "Seninle birlikte olmak istemiyor."
Şimdi arkasından geçen treni görüyor, vadiden hızla geliyor ve perona yaklaşırken büyüyor.