Göğsün yeter benim yüreğim için,
kanadanın yeter özgürlüğüne.
Göğe yükselecek benim ağzımdan
senin canevinde uyuyan her şey.
Sendedir her günün getirdiği düş.
Gelirsin çiy gibi taçyaprağında.
Yokluğunla sürüp kazarsın ufku.
Dalga gibi sonrasız bir kaçışta.
Ey göğsümü ikiye ayıran bun bıçağı,
onun gülümsemediği bir yolu geçme saati bu saat.
Çarnlar gömen fırtına o, acıların yeniden karmakarış
havalanması,
ne diye el sürmeli şimdi ona, çekmeli onu?
Seni anımsıyordum yüreğim sıkışarak
o bende bildiğin kederle.
Nerdeydin o zaman sen?
Kimlerin arasında?
Neler konuşuyordun?
Apansız niye gelir bilmem bunca aşk bana
kendimi böyle üzgün, seni uzak bulurken?
Düştü, hep alacakaranlıkta alınan kitap,
pelerinim, o yaralı köpekse, kıvrıldı yerde.
Gidersin hep, gidersin akşam üzederi
yontuları silmeye koşan karanlığa doğru.
Ama aşkının rengine bürünüyor sözlerim.
Sen sarıyorsun işte, sen dolduruyorsun hepsini.
Bir sonsuz gerdanlık yapıyorum onlardan
üzümler gibi tatlı, beyaz elierin için.