Ümit

Ümit
          Hu Allah Hu Aşkı kalem yazmaz ki kitaplarda bulasın... Var mısın ki, yok olmaktan korkuyorsun? İnsanlar uykudadırlar, ölünce uyanırlar. Yazdıklarım, paylaştıklarım evvela nefsimedir.         
Talebe
Lisans
Sinop
İstanbul, 8 Şubat 1980
199 okur puanı
Temmuz 2021 tarihinde katıldı
Besmele
Yüce Allah şöyle buyuruyor: "Öyleyse Kur'an okuduğun zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Doğrusu şeytanın, inananlar ve yalnız Rablerine güvenenler üzerinde bir nüfuzu yoktur. O'nun nüfuzu sadece, o'nu dost edinenler ve Allah'a ortak koşanlar üzerindedir."
Din
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Kulun, Allah'ın, kendisi üzerindeki hakkını düşünmesinin faydalarından biri de, her ne sûrette olursa olsun, asla ameliyle şımarıp küstahlaşmasına fırsat tanımamasıdır. Zira her kim ameliyle şımarıp küstahlaşırsa, Allah'a yükselemez. İmam Ahmed'in naklettiği ne göre; adamın biri böyle bir kişiye gelerek: "Ben kesinlikle namazlarımda o kadar çok ağlıyorum ki, göz yaşlarımdan yerde ot bitecek." diye övünmüş. Bu ârif kişi ona şu cevabi vermiş: "Amelinle övünüp durduğun sürece, gülerek günahını itiraf etmen, ağlayarak ibadet etmenden daha iyidir. Zira ibadetiyle övünen kimsenin ameli, göğe yükselmez."
Din
Nefis muhasebesinin faydalarından biri de, insanın bu sayede Allah'ın, kendi üzerindeki hakkını öğrenmesidir. Allah'ın, kendisi üzerindeki hakkını bilmeyen insana, ibadeti neredeyse hiçbir fayda sağlamaz. Kalp sağlığı için en faydalı şeylerden biri de Allah'ın kul üzerindeki hakkını düşünmektir. Çünkü bu düşünce kulun, kendini eleştirmesini sağlar, kendini ve amelini beğenmekten alıkoyar. Ona, Rabbinin huzurunda kırık bir gönülle ve tam bir teslimiyet içinde durmanın ve nefsinden ümit kesmenin kapılarını açar. Kuşkusuz Allah'ın affı, mağfireti ve rahmeti olmadan kurtuluşa ermek mümkün değildir. Allah'ın kul üzerindeki haklarından bazıları, O'na itaat edilip, karşı gelinmemesidir. Zikredilip, unutulmamasıdır. Şükredilip, nankörlük edilmemesidir. Allah'ın, kendisi üzerindeki hakkını düşünen kul, sağlam bir bilgiyle bilir ki, o, Allah'a karşı kulluk görevlerini gerektiği biçimde yerine getirememektedir. Bu durumda o'nu Allah'ın affı ve mağfiretinden başka bir şey kurtaramaz. Eğer kul, Allah'ın affi olmaksızın, kendi amellerine bırakılacak olsa, helak olur. İşte burası, Allah'ı ve kendilerini tanıyan insanların, düşüncelerini yoğunlaştırdıkları noktadır. Onlar, bütün umutlarını, Allah'ın affina ve rahmetine bağlamışlardır. Fakat bakarsan, insanların çoğunun durumunun bunun aksine olduğunu görürsün. Onlar, Allah üzerindeki kendi haklarını görüyor; fakat Allah'ın onlar üzerindeki hakkını görmüyorlar. İşte burada Allah'tan kopuş başlıyor. Bu nedenle onların kalpleri Allah'ı tanıyamıyor, O'nu sevemiyor, O'na kavuşmayı özlemiyor ve O'nun adını anmakla huzur bulmuyor. Bu, insanın, Rabbini ve kendini (nefsini) tanımadaki cehaletinin doruk noktasıdır. Öyleyse nefis muhasebesi; Öncelikle kulun, Allah'ın, kendisi üzerindeki hakkını düşünmesidir.
Din
Nefsi kıyasıya eleştirmek, siddîklerin özelliklerindendir. Kul, nefsini kıyasıya eleştirerek, ibadetlerle yaklaşamayacağı kadar Allah'a bir anda yaklaşır. İmam Ahmed'in "Zühd" adlı kitabında anlatılmaktadır ki: "İsrail oğullarından bir kimse, altmış sene boyunca ibadet ederek, Allah'tan bir dilekte bulundu. Fakat bir türlü dileği gerçekleşmedi. En sonunda "Eğer sende bir hayır olsaydı, dileğin gerçekleşirdi." diyerek kendini payladı. Bir gece bir rüya gördü. Rüyasında ona: "Hani o kendini payladığın anı hatırlıyor musun? İşte o anın, yetmiş senelik ibadetinden daha üstündür." denildi.
Din
Horasan emirlerinden bir zât, vefatından sonra rüyâda görülür. Kendisine, “Allahü teala sana nasıl muâmelede bulundu?” diye sorulur. O da: “Allahü teala beni bağışladı. Bana bağışlama muamelesinde bulundu” diye cevap verir. Bunun üzerine, “Allahü teala hangi amelinden ötürü seni bağışladı?” diye sorulur. O da: “Amelimden ötürü değil; niyetimden ötürü Allah beni bağışladı. Bir gün başlarında bulunduğum ordumu teftiş etmek üzere bir tepenin üstüne çıkmıştım. Ordumun çokluğunu görünce içimden şunu geçirdim: “Keşke, bu ordumla birlikte Resûlullah “sallallahü aleyhi vesellem” zamanında yaşasaydım da, Uhud gibi savaşlarda bu ordumla O’nu korusaydım ve O’na yardımcı olsaydım” İşte Allahü teala, beni bu niyetimden ötürü bağışladı. Zira Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” Efendimiz “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır.” buyuruyor.
Din